“İstanbul, bak, senin için geldim” diyeceğim, “Kendimi senin uğrunda feda etmek, bir canım varsa onu da senin uğrunda seve seve vermek için. Çünkü sen vatanın ta kendisisin. Sen varsan vatan var, sen yoksan o da yok olur.”
“Büyükhanım” dedi İranlı Hafize Hanım. “Her şeyin gölge olduğunu bir kere fark edince, artık acısa da acımasa da bir. O zaman bitmez zannettiğin her türlü çile de biter. Hem öyle bir biter ki artık bitse de fark etmez bitmese de fark etmez.”
“Ya Rabbi, burunlarını kanatma” diye mırıldandı, elinde duadan başka bir şey kalmamıştı. Ayetelkürsileri, bildiği bütün yol dualarını arka arkaya sıraladı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Fatih bahar padişahıydı gerçekte; Mart’ta doğup Mayıs’ta ölmüştü; İstanbul’u bir Nisan günü kuşatmış, bir Mayıs günü almıştı. Ve bahar padişahının Trabzon’a da benzersiz bir gül armağanı vardı. Gelini Gülbahar, Beyazıd-ı Veli Hatunu.