Başka şeylere değil, Allah'a yakın olmak ile erişir saadete. O'na yakınlaşır da yakınlaşır ki öylece ziynetlere gark, envaî çeşit şerefe de nail olur. Onun vaadiyle güzelleşiverir, sükûn bulur. İtminana kavuşur öylece. Rabbin sözü ile ünsiyet tesis edilir de O'ndan gayrısının sohbetinden uzaklaşır, nefret eder. Allah'ın zikrine yönelir, o zikirde vakar bulur. Sadece O'na güvenir ve tevekkülü sadece "O"na has kılar. Yolunu gösteren, üzerini bir elbise gibi sarıp sarmalayan artık "O"nun marifetinin nurudur. "O"nun az bilinen ilimlerinin güneşi doğmaya başlar yüreğine, kudretinin sırları ona şeref olur. Allah'tan duyar artık, "O"nunla dolar. Ve bu hal onun için bir hamd, övgü, şükür ve dua menzili olmuştur.
Sıkıntılarına kendiliğinden çözüm ürettiği müddetçe diğer yaratılmışlara müracaat ihtiyacı duymaz. Eğer desteği Allah’ın yarattıklarından bulursa Hâlık-ı Küll olana dönüş yapmaz. Ola ki Allah’ın gayrısından bir destek ve yardım görmez ise Allahu Teâlâ’nın rahmet kapısının önüne atıverir kendini. Dua, yalvarma, Allah’ı sena ve korku ile ümit arasında bir muhtaçlık hissi ile ister de ister o rahmet kapısından.