Abdülkadir Geylani

Abdülkadir Geylani

Yazar
9.5/10
644 Kişi
·
1.730
Okunma
·
501
Beğeni
·
9,6bin
Gösterim
Adı:
Abdülkadir Geylani
Tam adı:
Seyyid Abdülkadir Geylani, Abd el-Kadir Gīlānī
Unvan:
Islam Bilgini
Doğum:
Iran, 1077
Ölüm:
Bağdat, 1166
İran'ın Geylan şehrinde doğdu. Bağdat’ta vefat etti. Türbesi Bağdat’tadır. Kürt kökenli İslam bilgini. Kadiri tarikatının kurucusudur. Künyesi, Ebu Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavs-ül-A'zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-Evliya, Kutb-i A'zam gibi lâkabları vardır. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost'tur. Peygamber torunu Hasan bin Ali'nin oğlu olan Hasan el-Mu'tena'nın oğlu Abdullah el-Kâmil'in soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir. Çok küçük yaşlardan itibaren farklı bir yapısı olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bağdat'ta dönemin tanınmış âlimlerinden dersler alarak hadis, fıkıh ve tasavvuf eğitimini geliştirdi. 

Hocalarından Ebu Said Mahzumi'nin medresesinde haftada üç gün pazartesi, salı ve cuma gecesi verdiği ders ve vaazları çok yoğun ilgi görmüştür. İslam Tasavvuf'unu herkesin anlayacağı şekilde sundu. Önceden Şafii mezhebi'nde idi. Hanbeli mezhebi unutulmak üzere olduğundan, Hanbeli mezhebine geçti ve bu tercihi mezhebin yayılmasında etkin bir yeri olmuştur. 

Abdülkâdir Geylânî çok sayıda kız ve erkek çocuk sahibi olmuştur. Onlar vâsıtasıyla Kadirilik Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılmıştır. Oğullarından Ebû Abdurrahmân Şerafeddîn Îsâ Mısır'a yerleşmiş olup Mısır'daki Kâdirî şeriflerin dedesidir. Abdülkâdir Geylânî'nin torunları, Kuzey Afrika'da daha çok "Şerif", Irak, Suriye ve Anadolu'da ise Seyyid ve Geylânî diye anılmaktadır. Kadirî tarikatının kurucusudur.
Şirk sadece putlara tapmak değildir. O aynı zamanda hevâya uyman, dünya ve ahiretten Allah'ın yanına bir şey koymandır da, O'ndan başkasına meyledersen şirk koşmuş olursun.
~
Sana isabet edecek olan şey muhakkak ki sana gelir, sakınsan bile ondan uzaklaşamazsın.
Sana isabet etmeyecek olan şey de senin gayret ve isteklerinle sana isabet edemez.
~
610 syf.
·13 günde·9/10 puan
''Müftüler sana fetva verse de sen kalbine danış!''

Bu cümle sanırım kitabın en güzel manası yüksek bir özeti idi. Aslında biliriz ki Abdülkadir Geylani olsun, İmam Gazali olsun islam alimlerinin benimsediği tasavvufu günümüzce hep yanlış yorumladık. Hayatımıza madalyonun diğer yüzü ile yansıtıldığı kanaatindeyim. Günümüz videolarında gördüğümüz hoş olmayan tarikat görüntüleri, siyasal ve sosyal hayata yansımaları elbette ki bu tabloyu böyle yorumlamamızda etken olmuştur. Gün geçmiyor ki ülkemiz ve Dünyamızda hep bu tarikat ve mezhepçilik çıkıyor her olumsuz vakanın başından. Terör olayları, intihar vs. Bakın yazdığım kelimeler bile hayli yol aldı ki taa teröre vardı.

Hayatımda her kitabı sanki beynimde bir süzgeç varmış gibi olaraktan okudum. Bu kitabı okurken de asla şu büyük alim şu büyük evliya duygu ve mahiyetleri ile değil, Yüce kitabımız Kur'anın ışığıyla okumaya çalıştım elimden geldiğince. Yeri geldi eleştirdim, yeri geldi derin bir manayı aleme daldım. Öncelikle bu eserde Abdülkadir Geylani Hazretleri asla bir ( meslek arkadaşını) grubu veya bireyi övmüyor. Amannn! Bu eser tasavvufi deyip okumazsak çok şeyler kaybedebiliriz. Oku, eleştir yap, beğenme, tartış ama oku. Çünkü eserin içeriğinin yüzde doksanı hep Yüce Yaratıcı Allah'ı anlama ve tanıma, buna ek olarak Kur'andan ayetlerle besleme olarak karşımıza çıkıyor. Hatta günümüz İslam alimlerinin ve sosyal tabakanın zayıf veya sahih senetli hadislere bakış açısını bildiğim için, ne kadar şaşırılası bir şeydir ki kitapta hadis oranı çok ama çok az. Nerdeyse sitem bile ettim yazara. Hz. Peygamberi neden bu kadar az anıyor diye? Ha, şöyle yorumlamayalım lütfen? Üstünlük veya afedersiniz bir kazımama( tınmama) açısı değil bu. Haşa! Yeri gelince elbetteki Hz. Peygamberimizin ahlakını ve kişiliğini anlatıyor. Evet, ne demiştim? Günümüz insanı hani, uydurma hadis ve Peygamberimizin de bir insan olduğunu hep haykırıyor ya, işte Geylani de bunun üzerine eğilmiş: Peygamberimizin bir insan olduğunu, Kur'an rehberinde insanlara Rabbimizi tanıtmayı ve O'na inanmayı öğütlediğini belirtiyor, hadislerinde sağlamlığı hakkında küçük dipnotları ayrıca kendi bilhassa eklemiş 11. asırda kitabına.

Bu kitap namaz, abdest ve oruç gibi, veyahut nikah, evlilik gibi konulara eğilmemiştir. Sadece Allah'a nasıl yaklaşabiliriz? Onun rızasını nasıl kazanabiliriz, O'na giden yoldaki engellerin neler olduğunu anlatıyor. Dünya ve ahiretin bu sevgiye etkileri nelerdir? Nefis neden Dünya'yı ister sorularının cevaplarını yazmaya çalışmış. Dünyalık edinen insanların Allah'ı unutmaya sevkedeceğini belirtiyor. ÖNEMLİ! Günümüz insanları olarak laiklik, riyakarlık ve münafıklık konularından yakınırız. Bu terimlerin etkisini; işte laiklik önemli bir konu olduğunu, münafıklığın da en kötü bir haslet olduğunu söyleriz. İşte bu eserde de Münafık ve riyâkarcıların kıldığı namazların boş olduğunu, zalim yöneticilerin sonunun hüsran olacağını anlatıyor. Allah'tan korkmamız ve insanların hakkına tecavüz etmememiz sanırım kitaba yönelmemiz için büyük sebeplerdir.

62 adet sohbetten derlenen bu kitap; insanın gerçekleşecek olan ölümü hep hatırlamamızı, Allah'a karşı korku ve ümit arasında bağlanmamızı, insanlığın benimsediği hak, hukuk ve eşitlik kavramlarının imanımız ile bağlantılı olduğunu, eğer bir insanın hakkına girersek en büyük azapları çekeceğimizi, kadınlara ve yaşlılara hürmet edeceğimizi, Dünya hayatının boş ve eğlenceden ibaret olup esas hayatın sonsuz ve ebedi Ahiret olacağını ve davranışlarımızı bu çizgide sürdürmemizi gerektiğini anlatıyor.
Son olarak eleştirime gelecek olursak Geylani, bazı sözlerle ister istemez bir - benlik- sıfatına yaklaşmış bulunuyor. Ayrıca neye dayanarak söylüyor şöyle bir cümlesi vardı: İlk insan Hz. Adem'in Süryanice konuştuğu ve mahşerde de İnsanların Süryanice, Cennete girdikten sonra ise Arapça konuşacağını söylüyor (belirtmiş). Bana biraz basit ve doğru olmayan bir yaklaşım gibi geldi. Araştırmak lazım. Eser eksik yönlerimi tamamlamamı , Yüce Rabbimizi biraz daha tanımamı sağladı. Dediğim gibi bana olumsuz gelen görüşleri eledim. Ve ikinci bir son olarak Yazarında üzerinde en çok durduğu duayı şu ayetle tekrar ediyorum:
Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru! Amin. (Bakara 201. ayet)
224 syf.
·Puan vermedi
-Bu kitap, nefse hitaptır-


“Allahü teâlâ insanda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefs dimağımızda, kalb, yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir, yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Peygamberler ve veliler hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir.

İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir. Kötü arkadaş ve şeytan da nefse tesir ederek insana zarar vermeye çalışırlar. Onun için nefsin, emmarelikten temizlenmesi gerekir. Çünkü nefs, kâfirdir, daima Allahü teâlâya isyan etmek ister.” (http://m.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2508)


Fütûhu’l-Gayb, 78 sohbetinde de içinizde bir şeyler uyandıracak, bir çok şeyin farkına varacağınız, nefsinize dokunacak bir kitap.

Ey hevâ sahipleri!
Ey nefsinin arzularına dur diyemeyenler!
“(Dünyanın) lezzet ve şehvetinden çıkan kerih kokuyu duyar duymaz tıkayıver burnunu. Kurtar kendini ondan ve onun âfatından. Sana taksim olunan elbet ki ulaşacak sana. Bir de bakmışsın ki sen bambaşka bir sen olmuşsun.”

...
212 syf.
·10/10 puan
Çok değerli bir kitap olarak değil de hazine olarak değerlendirdigim kişinin nasibine göre hazineden alacakları olduğunu düşündüğüm bir eserdir.

Klasik Tasavvuf kitaplarında yer almayan önemli bilgilerin bulunduğu bu eseri, kesinlikle ilgisini çekenlerin okumasını tavsiye ederim.

Kitap sohbet tarzında olup, ledün ilminin de bulunduğu dualarla derlenen bir eserdir.
160 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Abdulkadir Geylani Hz lerinin nefsiyle yaptığı mücadelesini ve vasiyetlerini ayrıntılı şekilde akıcı bir uslupla konu almış bir kitap. Sabır ve kibir konusuna çok değinmiş. En sonunda da Kuran duası ve vecizeleri ile son buluyor.
212 syf.
Nâsihât ehli, cümleleri maksadı gözeten en kısa ve sade olanlarından seçtiğinde, muhatabın ihtiyacatına adeta devakâr bir sağnak isabet ediyor. Öyle bir yağmur ki bu, her damla, özün turabına bereket izhar edip ona bir sığınak olma, ruhun köklerine nüfuz etme keyfiyeti bahşediyor. O an değil belki ama vakti geldiğinde bu farkındalığı zihnimizin satırlarında okuyabilmek lutufların en güzeli...

"De ki, göklerde ve yerde Allah`tan başka kimse gaybı bilmez..." (27/65)

"Gayb Allah`a mahsustur" (10/20)

"Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ondan başkası bilmez" (6/59)

"Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah Resüllerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybi bildirir)" (3/179)

"Gaybi bilen O`dur. Resullerinden diledigi dışında kimseyi gaybına muttali kılmaz" (72/26)

Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kelimesi ellisekiz yerde geçmektedir.

Ve 'gayb' ile ilgili bilgilerimize, şulesini indiren bir Hadis-i Şerif de, Resulullah Efendimiz şöyle buyurur;

"Beş şeyi Allah`tan başka kimse bilmez:
1- Kıyametin zamanı Allah katındadır.
2- Yağmuru indirir.
3- Rahimlerdekini bilir.
4- Hiç bir canlı yarın ne yapacağını bilmez. 5- Kimse nerede öleceğini bilmez ( el-Camius-Sağîr-H. No: 3963 4-Askalanî F`ethul-Karı 1/124 )

'Futuhu'l Gayb' ; Rahmani olana Seyrisüluk... Gizli olana değil, sen de âşikâr olana, özünde yer tutan fazlın ümidiyle yükseliş...

Bundan seneler evvel, uzaklardan gelen bir dostumu, şehrin en yüksek yerlerinden birinde ağırlarken, her nasılsa yol üstünde denk geldiğimiz kermesten birşeyler alıp, uzunca bir sohbete koyulmuştuk. Dostum bu eseri bana hediye etti ve ara ara eserden kısımlar okuyup üzerine uzun uzun konuşmuştuk. Şimdi dahi okudukça, o sohbetten bende kalanlar az fakât oldukça taze...

https://i.hizliresim.com/P1WMP9.jpg

Fütûhu’l-Gayb, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin oğlu Abdürrezzak’ın 78 adet sohbet, vaaz ve hutbesinden derlemiş olduğu eserdir.Şimdi biraz makalelerin muhteviyatına değinelim inşallah.

"Münkesiret’ül-kulüb " zümresinden söz eder Abdulkadir Geylânî Hazretleri,Kalbi Allah için hüzünlü olanlar... Dünyevi ve uhrevi bütün nimetleri terkeden kulun, yalnız Rabbini dinlemenin, O'nun varlığıyla zenginleşmenin, O'nun izzetini amelen ve kalben övmenin lezzetini herşeyden üstün tuttuğunu ve Rabbin sevgisini kazandığını bildirir.

Allah Sevgililerine açılan iki keşif perdesinden, yani Cemal ve Celal sıfatlarından, Cemâl sıfatının tecellisinden bahsederken Abdulkadir Geylani Hz. şöyle der;

"Cemal sıfatının tecellisine gelince: Bu sıfatın tecellisinde kalb nurla dolar ve
bununla boş olur. Bu halde kalb rahat eder. Lütuflara erer.Güzel konuşmaları
burada duyar. Güzel sözleri bu halde işitir. Bununla beraber, kendisine yüksek
hediye müjdeleri burada verilir. Ve yüksek derecelere çıktığı kendisine burada haber verilir. Bu öyle bir makamdır ki; bundan sonrasında kulun hiçbir dahli olmaz.Her şey ezeli nisbete bağlanır. Kalem kurur. Artık taksim ne ise o gelmeğe başlar.Allah fazlını ve rahmetini istidatlar nisbetinde verir, rahmet ve şevkatini onlara ispatlar. Bu hal ecel gelinceye kadar devam eder. Ki, bu malum olan ölüm zamanıdır. Bundan sonra daha fazla açılır. Perdeler kalkar.
Yükseldikçe yükselir.Bunun dünyada verilmemesinin sebebi, Allah’a karşı olan sevgi ve muhabbetlerinin onları bir tehlikeye götürmemesi içindir. Sonra takâtları kesilir. Helak olurlar, zayıf
düşer, ibadetlerini yapamazlar. Halbuki onlar ölünceye kadar ibadet etmekle
mükelleftirler. Bunlara, bu maddi hayatta tam tecelli etmemesi ve tam tecelliyi
öteki aleme bırakması O’nun merhametinin eseridir. "

Bu paragrafı okuduktan sonra, bizi istikametimizde, yürüdüğümüz, mihmanı olduğumuz yol üzerinde en son noktaya eriştirmeyen Mevlâ 'nın bundan muradının bizim nefsimize ağır gelmesi, belki rehavete ve kibre kapılma ihtimalimize istinaden nasipleri ertelemesi ve bizim bundan duyduğumuz üzüntüler saatlerce düşündürdü beni. Demek ki alim zatların; 'mümin ne verilene sevinen, ne de kaybettiğine üzülendir. ' öğütlerinin işaret ettiği hâkikât burada devreye giriyordu. Aslında Mevlâ kulunu O'nunla kavuşma anını erteleyecek kadar ÇOK seviyordu... Bunu hissetmek dahi, bir sevginin şafağına ilişmek değil midir... Bu hususla ilgili bir akşam sohbetinde babamın anlattığı bir kıssa geliyor hatırıma.

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleri gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırmış. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslenmiş.
"Ya imam, gemin battı!..."
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra "Elhamdülillah" demiş.
Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber vermiş.
" Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. "
İmam-ı Azam Hazretleri, bu havadise de, "Elhamdülillah" diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düşmüş.

"Ya imam, gemin battı diye haber getirdik Elhamdülillah dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine Elhamdülillah dedin. Muradın nedir?

İmam-ı Azam Hazretleri izah etmiş.

"Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim."

Allah dostlarının Zühdünü niyaz ediyoruz Rabbirahimimizden.

Rabbin'le öyle dost ol ki diyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri, diğer bütün dostlukları ve yakınlıkları yalnız aslolan kurbiyyete rehgüzar eyle. Hayrına şükreyle,sıkıntısına sabreyle, dostluğun gereği budur.

Yunus Suresi,107. Ayeti Kerime'sini, 'Hakkı Şikâyet Etmemek' isimli makalesinde şöyle tefsir ediyor;

“Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”

"İhsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker."

Kâlbi, Allah'ın ihsanıyla terbiye etmek... Önüne serilen dünyevi zenginliği umursamayıp, uhrevi ziynetler peşinde ömrünü infak etmek...

Mus’ab bin Ümeyr'i (r.a) bilir misiniz? Hem anneden,hem de babadan zengin,soylu bir ailenin oğluydu. Ailesi putperestti ve Islamiyetle şereflendiğinde ,bütün varlığını infak icin yola cıkmıştı... Evveli hayatından bir leyli,fecrin eşiğine silkeler gibi,gecip gitmişti... Resulullah’ın da izniyle Habesistan’a hicret etti ’Selvi Cihan’ ve bir süre sonra yeniden Mekke’ye Peygamber Efendimizin yanına döndü.

Bu anı, Hz.Ali (r.a) şöyle naklediyor:
"Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu."

O’na verilen pürüssüz beyan gücünü, gölgelerle hemhal olmuş yüreklere Sırat-i Mustakim’in emin kapılarını, kadirşinas bir asaletle ardına kadar müşehhes kılarak hamdini ölümsüzleştiriyordu.Uhud harbinde şehit düştü ve defin sırası gelince, Mekke’nin en zengini olan Mus’ab bin Umeyr için kefen bulunamıyordu.

Ashab-ı Kiram'dan Habbab (r.a) o ana dair şunları anlatıyor:

Mus’ab bin Umeyr Uhud günü şehid olmuştu da, kendisini saracak bir kefen dahi bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmus ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Ancak başını örterken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken de başı açığa çıkıyordu. Bu yoksulluk karşısında Hz. Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de izhir denilen kokulu ottan koymamızı emretti" (Buhari, Cenaiz 27; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 121).

Evet onlar Ensâr-ı Kirâm’dı ve “Seni kendi nefsimizden üstün tutacağız!”
diyerek infak etmişlerdi ruhlarını…

Bir müminin imtihanı, onu gafletten alıkoyar ve en çetini Peygamberlere, sonra ulemalara, sonra velilere, sonra da mertebe sırasıyla diğer kullara verilmiştir. Derdini seven, ilahi dermanı bulmuştur vesselâm.

Dua'nın aile kurmakta ki önemine, "Allah'ın Rahmet Kapısına Teşvik' makalesinde etraflıca değiniyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri . Dua, mukadder olanın halâsiyetidir. Kalbe indiği vakit, nasipler yola çıkmıştır. Evladın da, eşin de taktir edilen bir zamanı vardır. Talip olurken dahi ölçülü olun diyor, isterken aşırıya kaçmayın.O'ndan O'nu isteyin. Ne dünya nimetini, ne de Ahiret lezzetini...

Futuh'ul Gayb'ı elinize aldığınızda, belki de sizin dahi üzerinde durmadığınız size dair çok şey söylediğini göreceksiniz. Muhtelif konularla ilgili en insani noktalara, açık seçik bir izah bulacak, cevaplardan sizde ki soruların keşfine varacaksınız.

Hayır ve şerri aynı kökten gelen iki ayrı dala ve meyvelerini de şifaya ve zehre benzetiyor. Hangisini seçerse o istikamette yürüyen kulun, Allah'ın yardımından asla ümidini kesmemesi gerektiğini öğütlüyor ve sözlerini şu Hadis-i Şerif'le perçimliyor;
“Hiç kimse ameli ile cenneti kazanamaz.”

İhlaslı kulların Allah (c.c) tarafından korunduğunu pek çok makalesinde vurgulayan Abdulkadir Geylani Hazretleri, gayretin ve samimiyetle yönelmenin ne denli büyük bir Rahmeti celbettiğini Kur'anın nuruyla beyan ediyor.

Eserin sonunda ki münâcaat şöyle;

"Allah (CC) cümlemizi bu iyi işleri yapmaya muvaffak buyursun. Allah (CC)
cümlemizi sözü özü bir olanlardan eylesin. Ömrümüzün son deminde imanla
götürecek her türlü yararlı işi yapmamız için bize yardımcı olsun. Nefsimizin ve
şeytanın şerrinden hepimizi korusun.
AMİN…"

“Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi
kullarımızdandı.” ilahi müjdesine mazhar olabilmek duası ile...

Feyizli okumalar...
Eski alimlerin eserlerini çevirip yayınlamak kolay, mühim olan bu çeviriler ile fayda sağlanıp sağlamayacağı. Geylani hazretleri eseri diyecek laf yok ama bu kadar basit ve özensiz basılınca editor ve çevirmen hakkında Hüsnü Zan ediyor insan, acaba çeviri ve içerik de bu kadar özensiz olabilir mi diye kendinize soruyorsunuz, tabi karşılaştırma ve orijinalden çeviri şansınız olmadığı içinde hiç bilemiyorsunuz,


kitapta Geylani hazretleri ile ilgili detay bilgi beklerdim, sayfayı açar açmaz 1. sohbet diye başlaması hoş değil, hatta hazretin görüşleri, İslam alemine katkıları kısa bir bölüm de olsa olmalıydı. kitabın sonunda bir kaynakça, dizin indekse sözlüğe yer verilmeli artık böyle basit baskılar yapılmamalıdır diye düşünüyorum, akademik basım veya bir basım kültürü olmalı diye düşünüyorum,

insanı zorla kitap yayıncısı olmaya zorluyorlar
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
19 Temmuz

Sevgili Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuşlardır: "Kıyamet günü kul, hasenat sahifelerinde bilmediği sevaplar görür. Ona şöyle denir: 'Bunlar dünyada kabul olunması takdir olunmayan dualarının bedelidir."

İşte, velîlerin velîsi, "Gavsü'l-Âzâm" Abdülkâdir Geylânî, sohbet usulünde vücuda gelmiş en önemli eserlerden biri olan Fütûhu'l-Gayb'da, okuyucuları âdeta, dizinin dibinde muhabbetli sohbetini dinleyen birer derviş misali manevî bir eğitime tâbi tutarak dünyanın süflî meseleleri ile münakaşadan bîzar olup kalbi temizlemeyi ve bu vesile ile Allah'a yaklaşmayı şiir gibi akan cümleleriyle öğretiyor.

Fütûhu'l-Gayb, bir tasavvuf klasiği olmasının yanı sıra geleneksel eğitimin metodunu da içeren bir sohbet usulü klasiği özelliğini de taşıyor. Mutlaka okunmasi gereken bir hazinedir.

Başkasına ait olan şeyleri elde etmek için de boş yere çalışıp çabalama. Sana ait olan şey seni bulacaktır. Sen kısmetine götürülürsün.

Kardeş olun, kardeş; aman düşman olmayın. Allah’ın emirlerinde birleşin de bölük pörçük olmayın. Sevebildiğiniz kadar sevin birbirinizi; aman ha, sakın kızmayın.

Sevgili peygamberimiz (sav) mü'minlerin emiri Hz. Ali bin Ebu Talib Hazretlerine şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın senin vesilenle birini hidayete erdirmesi, üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır senin için."

Dünyanın lezzet ve şehvetinden çıkan kerih kokuyu duyar duymaz tıkayıver burnunu. Kurtar kendini ondan ve onun âfatından. Sana taksim olunan elbet ki ulaşacak sana. Bir de bakmışsın ki sen bambaşka bir sen olmuşsun."

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülkadir Geylani
Tam adı:
Seyyid Abdülkadir Geylani, Abd el-Kadir Gīlānī
Unvan:
Islam Bilgini
Doğum:
Iran, 1077
Ölüm:
Bağdat, 1166
İran'ın Geylan şehrinde doğdu. Bağdat’ta vefat etti. Türbesi Bağdat’tadır. Kürt kökenli İslam bilgini. Kadiri tarikatının kurucusudur. Künyesi, Ebu Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavs-ül-A'zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-Evliya, Kutb-i A'zam gibi lâkabları vardır. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost'tur. Peygamber torunu Hasan bin Ali'nin oğlu olan Hasan el-Mu'tena'nın oğlu Abdullah el-Kâmil'in soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir. Çok küçük yaşlardan itibaren farklı bir yapısı olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bağdat'ta dönemin tanınmış âlimlerinden dersler alarak hadis, fıkıh ve tasavvuf eğitimini geliştirdi. 

Hocalarından Ebu Said Mahzumi'nin medresesinde haftada üç gün pazartesi, salı ve cuma gecesi verdiği ders ve vaazları çok yoğun ilgi görmüştür. İslam Tasavvuf'unu herkesin anlayacağı şekilde sundu. Önceden Şafii mezhebi'nde idi. Hanbeli mezhebi unutulmak üzere olduğundan, Hanbeli mezhebine geçti ve bu tercihi mezhebin yayılmasında etkin bir yeri olmuştur. 

Abdülkâdir Geylânî çok sayıda kız ve erkek çocuk sahibi olmuştur. Onlar vâsıtasıyla Kadirilik Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılmıştır. Oğullarından Ebû Abdurrahmân Şerafeddîn Îsâ Mısır'a yerleşmiş olup Mısır'daki Kâdirî şeriflerin dedesidir. Abdülkâdir Geylânî'nin torunları, Kuzey Afrika'da daha çok "Şerif", Irak, Suriye ve Anadolu'da ise Seyyid ve Geylânî diye anılmaktadır. Kadirî tarikatının kurucusudur.

Yazar istatistikleri

  • 501 okur beğendi.
  • 1.730 okur okudu.
  • 233 okur okuyor.
  • 1.420 okur okuyacak.
  • 28 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları