Ve onu elinde olmayan kusurlar yüzünden -çirkinlik, biçimsizlik ,yaşlılık gibi-haksız yere mahkum etmedi. Hatta bu vücudun dünya dediğimiz bu kör döğüşünde tek dayanağı olduğunu iyice kafasına koydu ve kadrini bildi.
Belki de şahsiyet dediğimiz şey bu ,yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü ,onların birbirleriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.
Ben yıllarca bu adamların arasında ,onların rüyaları için yaşadım. Zaman zaman onların kılıklarına girdim, mizaçlarını benimsedim. Hiç farkında olmadan bazen Nuri Efendi ,bazen Lütfullah ,bazen Abdüsselam Bey oldum. Onlar benim örneklerim ,farkında olmadan yüzümde bulduğum maskelerimdi. Zaman zaman insanların arasına onlardan birisini benimseyerek çıktım .Hala bile aynaya baktığım zaman ,kendi çehremde onlardan birini tanır gibi oluyorum.
Bir sene evvelki takvimi de aynı şekilde ömrümüzün bütün merhaleleriyle hazırladığını bildiğim için adeta onun tarafından tanzim edilmiş bir dünyada, onun iradesinden çıkmış bir ışık içinde yaşadığımı zanneder ve rahmetli üstadıma biraz da korku karışan başka türlü bir hayranlıkla bağlanırdım.
Yavaş yavaş adeta çok çeşitli bir rüya gibi doğarlar ,sanki sırası geldikçe meydana çıkmak ,dünyamızda hüküm sürmek için odanın bir köşesinde ,ışığın en az uğradığı ve saat seslerinin en fazla yığıldığı bir tarafında toplanırlardı.