Feministler ezelden beri ev sınırları içindeki öfkeyle politik öfke arasında bağlantı kurmuşlardır. Kadın ve erkek maaşları arasındaki uçurumdan tutun, çamaşır makinesini çalıştırmanın kimin aklına geleceğine kadar "kişisel olan politiktir".
Her durumda, heteroseksüel çiftlerde tarafları dinlediğimizde tartışmayı başlatanın çoğunlukla kadınlar olduğu izlenimine kapılırız. Bunu kadınların en ufak bir sorundan kavga çıkarmaya yönelik biyolojik eğilimi gibi yorumlamayı bırakıp, çatışmanın esas kaynağı üzerine düşünsek daha iyi olur. O zaman tüm bunların aslında daha en başından dengesiz kimi durumları düzeltmek için yaşandığını ve de zihinsel yük sonucunda ya da erkeklerin kendilerine söylenenleri dinlememeleri karşısında kadınların deliye dönmekten başka çaresi kalmadığını anlarız. Kadınları anlaşmazlık yaratmakla suçlamak, cinsiyetçi olmanın yanı sıra dürüst de değildir.
Erkek düşmanlığıyla suçlamak, bir sessizleştirme mekanizması, zorbaların ezilenlere duyduğu kimi zaman şiddetli ancak her daim meşru öfkeyi susturmanın bir yolu.