Bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur… Kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri… Otlar patikayı sarmaya başlayacak. Bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlar da kendine yol açacak, bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. Belki hemen değil, ama işler böyle yürür— bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. 
Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. Onu kez bile yaşayamayacağız. 
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yoklugun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor.