Kitapları okurken soyut duyguları somutlaştırmasına bakıyorum. Burada da o var. Panik duygusunun somutlaştırılması. Karakter, 12 dakikalık yol için günlerce planlar yapıyor. Ne için? Sadece 12 dakikalık yol için.
...
Hoca ders anlatırken gözlerinden ateş çıkan, hocaların
cümlelerini tamamlayan o çocuk gitmiş; nadiren okula gidebildiği günlerde “Ders ne zaman bitecek, bu kadar saat
burada nasıl oturacağım, dersten çıkmak istesem çıkamam,
ders bitince eve nasıl döneceğim, trafik olursa ne yapacağım, eve varabilir miyim? Hele o minik köprü… Oradan
nasıl geçeceğim?” sorularını düşünen bu kişi gelmişti. Durum öylesine değişmişti ki hocaların anlattıkları artık sadece
uğultu gibi gelmeye başlamıştı. Gerçi derste ne anlatıldığının
da bir önemi yoktu. Önemli olan tek şey köprüydü köprü!
Okul, evine yakın olmasına rağmen yol gözünde genişliyordu ve vazgeçip geri dönüyordu. Başlarda tüm alternatifleri denemişti ama başarısız olmuştu. Okulun uzaması,
mezun olamaması ve hayatının artık bir düzene girmesi gerektiği arzusu ile harekete geçmeye karar verdiğinde bulabildiği çözüm, yanında biriyle ancak ve ancak taksiye binip gidebilmekti. Bu kişi çoğunlukla Fuat, bazen de Burcu
oluyordu. Yanında birinin olması, tek olmasından, otobüsten ve tek başına takside olmaktan daha da iyiydi.
Yol sadece ve sadece on iki dakika sürüyordu…
“Oda çok geniş ama sığamıyorsun, bak kapı orada ama çıkamıyorsun, pencere açık
ama nefes alamıyorsun,"
Bu ifade pek çok yerde geçmesine rağmen kaynağı bilinmiyor. Bu kitapta tam olarak bu sözü yaşayan bir adam var.