Kayıp arkadaş... Bu sadece bir kitabın ismi değil. Kemal Sayar'ın okuduğum ilk kitabıdır, ama son olmayacaktır. Sade duygularımı özetlemek isterim sizlere, çünki bilirim duygulardır insanı bir şeylere yönlendiren. Çok sevdiğim bir söz vardır, "yaşamadan anlatamazsın" diye bu kitabı okurken sürekli düşündüm Kemal Sayar ne gibi duyguların sahibi olmuşdu da bu kitabı yazmışdı. Kitap her kese göre farklı nitelendirile bilir. Çünki her bakış acısı vardır, tek ortak yön gerçeklikdir kitapta. Kimine göre siyasi, kimine göre yaşanmışlık, kimine göre insanlığın acılarını özetler. Bana göreyse sadece son halimiz neden neye dönüşdüğümüzdür. Neydik ne olduk... Çok fazla gerçeklik var başka başka konu başlıkları altında. Aslında anlatamadığımız içimizde kalan cümleleri okudum ben bazen. En sevdiğim başlıklardan biri ölümü anlatdığıydı, biriyse haysiyyeti. O bölümlerden küçük bir kaç satırı paylaşarak devam etmek istiyorum söze:
-Ancak ahlaki bir vicdanladır ki haysiyet sahibi oluruz. Evet haysiyet. Çabuk unuttuğumuz, eprimiş ve sanki artık bize bir şey söylemeyen kelimelerden biri daha. Evet, haysiyet. Bir insanım ben, istatistik hesaplarına gelmem, siz beni hesaba katmasanız da tarihi ben yazarım. "Allah ikbal sahiplerine ait evlerin duvarını, bazen, uçup oynayan bir küçük serçenin yuvasının korunması için yıkmadan tutar," demiş bir ehl-i irfan. Ursula Le Guin, "Dünyadaki bütün umut, hiç hesaba katılmamış insanlardadır," diye yazmış .
Hepimiz farkında olmadan seçimlerimizle tarihi yazarız. Bir insanım ben, hayatmın bir anlamı var. Ben içindeyim diye tarihin bir anlamı var. Biriciktir benim hayatım, kimsenin hayatıyla değiş tokuş edilemez, benim rüyalarım ve acılarım bir başkasının acısıyla ve rüyalarıyla kıyaslanamaz . Tarihin görünmez gölgesiyim ben, öldüğümde gazetelere