Mecazen ifade etmek gerekirse, logoterapist tarafından oynanan rol, bir ressamdan ziyade göz doktorunun işine benzer. Ressam bize kendi gördüğü şekliyle dünyanın bir resmini aktarmayı amaçlarken, göz doktoru dünyayı gerçekten olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalısır. Logoterapinin rolü, danışanın görme alanını genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasın ve görülebilir olmasını sağlar,
Herkes hayatında tamamlanması gereken bir ödevi beraberinde getiren bir iş veya misyonla karşı karşıyadır. Kimsenin yerine başkası geçemez ve kimse hayatını tekrar yaşayamaz. Bu yüzden de herkesin hem görevi hem de bunu yerine getirmek için olanakları özgündür.
Bu hastalar, uğruna yaşayacakları bir anlamın farkındalığından yoksundurlar. Kendi içsel boşlukları, kendi içlerindeki bir delik tarafından ele geçirilmis ve tuzağa düşürülmüşlerdir. Ben buna "varoluşsal boşluk" adını veriyorum.