Kübra

Kübra
@kubraoffical
Kendi İşinin Patronu
Hayat Boyu Talebe
Kahramanmaraş
1987
1 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
HASETTEN SAKININIZ! Haset (kıskançlık), kötü ahlâkların en çirkini ve en fenasıdır. Kalbî ve mânevî hastalıkların en acısı ve en zararlısıdır. Nitekim Nisâ Sûresi’nin 32. âyet-i kerîmesinde –meâlen-: “Allâh’ın, bazınıza diğer bazınızdan fazla verdiği şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) temenni etmeyin...” buyurulmuştur. Yani Hazret-i Allâh’ın, bazınıza diğerinden fazla olarak bahşettiği şeyleri onlardan yok olup da onun size intikâl etmesini temenni etmeye kalkışmayınız, birbirinizin malına, makamına vesâir nimetlerine göz dikmeyiniz. Zira bu gibi temenniler, evvelâ haset, nefsaniyyet ve düşmanlık uyandırır. İkinci olarak Hazret-i Allâh’ın takdir ve taksimine razı olmadığını gösterir. Üçüncü olarak da kendi hakkında takdir edilmeyen bir şeyi temenni etmek, kaderdeki hikmete razı olmamak olur ve beyhûde bir elemdir. Başkası hakkında çalışmasının karşılığı olarak takdir edileni, çalışmaksızın kuru kuru temenni etmek; tembelliktir, vakti boşa harcamaktır. Öyleyse hakkına razı olup kısmetine kanaat etmelidir. Başkalarına haset edip nimetlerinin yok olmasını temenni etmemelidir. Âyet-i kerîmenin devamında, “Ve Allâhü Tealâ’dan, fazlını (onun lütfunu) isteyiniz.” buyurulmuştur. Evet, onun rahmet hazineleri hudutsuzdur. Birbirinizin mal ve servetine, makam ve mevkiine göz koymaktan ise Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanına sığınınız, ondan, meşru şeyler talep ediniz. Bir hadîs-i şerîfte beyan olunduğu üzere, bir kimsenin malını veya mevkiini talep etmemelidir. “Yâ Rabbi! Eğer hakkımda hayırlı ise bana öyle bir mal, öyle bir mevki ihsan buyur.” diye duada bulunmalıdır. Şüphe yok ki Allâhü Teâlâ, her şeyi hakkıyla bilir. Bunun içindir ki Hz. Allah, insanları, hikmeti icabı tabakalara ayırmış; bazılarını, sahip oldukları istidat vesaire sebebiyle, diğer bazıları üzerine
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
WhatsApp'ta Çamlıca Kitap kanalını takip edin: whatsapp.com/channel/0029Va8...
HERKESE LÂZIM OLAN NASİHATLER -2 İnsanları hayra yönlendirmeli ve buna vesile olmalıdır. Sûizanna düşürecek hâllerden sakınmalıdır. Bir kimse, diğer kimse hakkında sûizan eder veya bir hâlini beyan ederse hemen onu tasdik etmeyip sükût etmeli, fakat kalben o zât hakkında “Yâ Rabbi! Şu kulunun beyan eylediği hâl, o adamda mevcut ise af buyurup onu güzel ahlâk sahibi kıl. Ve eğer o adamda bu hâl yoksa şu sûizan eyleyeni, içine düştüğü haset huyundan kurtar.” diye niyaz etmelidir. Evliyâya ve âlimlere muhabbet etmelidir. Zira onlara muhabbet, Resûlullah (s.a.v.) Efendimize muhabbettir. Ona muhabbet ise Allâhü Zülcelâl Hazretlerine muhabbettir. Bir kimse bu muhabbeti ile nice ihsân-ı İlâhî’ye mazhar olur. Mevlâ’nın rahmetinden ümit kesmemelidir. Zira yarattıklarına sayısız nimetler veren Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden ümit kesmek câiz değildir. Helâlinden kazanıp helâl lokma yemek ve haramlardan sakınmak, Allâhü Teâlâ’nın emirlerindendir. Her nefeste Cenâb-ı Hakk’ı zikretmeli, bütün ümmet-i Muhammed’e hayır dua etmelidir. İnsanların hayrını murat edip akıbetlerinin de hayırlı olmasına dua etmelidir. Kimseye kırgınlık göstermemelidir. Eziyet ve cefa verenlere bile sabır göstermelidir. Bir sıkıntısı olana da yardım etmelidir. İnsanların hukukuna riâyet etmelidir. Ne zaman vefat edeceğimizi bilemediğimizden, kul hakkı ile âhirete gitmekten korkup onları bir an önce edâ etmelidir. Anne-babaya hürmet edip onların haklarına riâyette bulunmalıdır. Mal toplama hırsına düşmeyip fakirlere ve zayıflara ikram edip kalplerini kazanmalıdır. Kibirli olmamalıdır. Hane halkının haklarına lâyıkıyla riâyet etmelidir. Çocukların, Ehl-i Sünnet akaidini, ilmihâlini, Kur’ân-ı Kerîm okumasını ve diğer lâzım olan husûsları öğrenmesine gayret etmelidir. Allâh’ın rızasını kazanmaya gayret
HERKESE LÂZIM OLAN NASİHATLER -1 Bir Müslümanın, sözüyle ve hâliyle, mensubu bulunduğu dinine uyması gerekir. Kâmil bir mümin; Ehl-i Sünnet itikadı üzere iman etmeli, kalbiyle olan imanını lisanı ile söylemeli ve sâlih ameller işlemelidir. İslâm dininin emirlerini yerine getirip yasaklarından son derece sakınmalıdır. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Kur’ân-ı Kerîm ile ümmetini tarîk-i müstakîme (en doğru yola) ve hidâyet-i İlahiyye’ye davet buyurmuşlardır. Cenâb-ı Hakk’ın rızasına kavuşmak, ancak Habîbullâh’a uymak ile olur. Habîbullâh’a vuslat, Kur’ân-ı Kerîm ile olur. O hâlde Kur’ân-ı Kerîm’e ve Resûlullâh’ın sünnetine tâbi olmalıdır. İnsana lâyık olan, kulluk makamında istikâmettir. Hidâyet yoluna vücudu bezlederek her nefes “el-amân yâ Rabbi!” diyerek korku ile ümit arasında Mevlâ’ya ibadet ve itaat etmelidir. Yaratılmış her şeye ibret nazarıyla bakmalıdır. Bir kimsenin, sâlih ameli görülse haset etmemeli; o kimsenin sâlih amellerinin ziyadeleşmesi için gıyâbında dua etmelidir. Bir kimsede kötü bir fiil görülse, gıyâbında kötülenmeyip hâlinin düzelmesini Allâhü Teâlâ’dan temenni etmelidir. Kendi nefsinde güzel bir hâl olduğu zaman övünmeyip hemen “Rabb’imin ihsanıdır.” deyip geçmelidir. Allâh’ın râzı olmayacağı bir iş yaptığında hemen pişman olup nefsini ayıplayarak tevbe ve istiğfar etmelidir. Bir Müslüman doğruluktan şaşmamalı, işlerini güzel ve noksansız yapmaya çalışmalı ve sonra tam bir tevekkül ve teslimiyet içinde olmalıdır. Dâima Allâhü Teâlâ’nın rızasını talep etmelidir. Birisi tarafından övülen kimse, gururlanmamalıdır. Birisi tarafından kötülenen kimse de o sözlere öfkelenmemeli, eğer o kötülendiği şey kendinde varsa ‘Rabb’im bana, kusurumu, kulları vasıtası ile bildirdi’ diyerek tevbe ve istiğfar etmelidir. Eğer o şey kendinde
İHLÂS-I ŞERÎF SÛRESİ’NİN FAZİLETİ Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmışlardır: Hayber Yahûdîleri, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek “Bize Rabb’inden, onun vasıflarından haber ver.” dediler. Bunun üzerine İhlâs Sûresi nâzil oldu. Bu sûre-i celîlede, Allâhü Teâlâ’nın sıfatları, en hâlis bir tarzda beyân edilmiştir. İhlâs Sûre-i Celîlesi, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denktir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz, her gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumaktan nasıl âciz kalır? Hâlbuki gece İhlâs Sûresi’ni okuyan kimse, o gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumuş (gibi) olur.” buyurmuşlardır. Dolayısıyla bu sûre-i celîleyi üç defa okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi sevap alır. Bu husûsta birçok hadîs-i şerîf vardır: “Kim bu sûre-i celîleyi üç defa okursa, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi olur. Kim otuz defa okursa, dünya ehlinden hiç kimse, sevap bakımından ona denk olamaz, ancak daha fazla okuyan hariç. Kim iki yüz defa okursa Firdevs Cenneti’nde dilediği yerde yurt tutar. Her kim bu sûre-i celîleyi hânesine girerken okursa fakirlik ondan uzaklaşır.” Kur’ân-ı Kerîm’in bir nazmı (okunan lafızları), bir de manası vardır. İkisinden de sevap hâsıl olur. Nazm-ı şerîfin okunuşundan dolayı olan sevap, âzâların hissesidir. Mananın düşünülmesinden, tefekküründen hâsıl olan sevap da kalbin hissesidir. İşte İhlâs-ı şerîfi bir defa okumanın sevabının, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumanın sevabına muâdil olması, bu ikinci kısım hakkındadır, denilmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’in üç maksadından birisi, tevhîd ilmi olup bu sûre ise, sırf Allâhü Teâlâ’nın tevhîdine dâirdir. Bu sûre-i celîleyi okuyan, tevhîde dâir olan âyet-i kerîmeleri, manalarını düşünerek okumuş gibi olur. Allâhü Teâlâ, sırf keremiyle, meşakkat olmayan bazı ibadetlere, yine aynı