Kübra

Kübra
@kubraoffical
Kendi İşinin Patronu
Hayat Boyu Talebe
Kahramanmaraş
1987
1 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
İHLÂS-I ŞERÎF SÛRESİ’NİN FAZİLETİ Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmışlardır: Hayber Yahûdîleri, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek “Bize Rabb’inden, onun vasıflarından haber ver.” dediler. Bunun üzerine İhlâs Sûresi nâzil oldu. Bu sûre-i celîlede, Allâhü Teâlâ’nın sıfatları, en hâlis bir tarzda beyân edilmiştir. İhlâs Sûre-i Celîlesi, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denktir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz, her gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumaktan nasıl âciz kalır? Hâlbuki gece İhlâs Sûresi’ni okuyan kimse, o gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumuş (gibi) olur.” buyurmuşlardır. Dolayısıyla bu sûre-i celîleyi üç defa okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi sevap alır. Bu husûsta birçok hadîs-i şerîf vardır: “Kim bu sûre-i celîleyi üç defa okursa, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi olur. Kim otuz defa okursa, dünya ehlinden hiç kimse, sevap bakımından ona denk olamaz, ancak daha fazla okuyan hariç. Kim iki yüz defa okursa Firdevs Cenneti’nde dilediği yerde yurt tutar. Her kim bu sûre-i celîleyi hânesine girerken okursa fakirlik ondan uzaklaşır.” Kur’ân-ı Kerîm’in bir nazmı (okunan lafızları), bir de manası vardır. İkisinden de sevap hâsıl olur. Nazm-ı şerîfin okunuşundan dolayı olan sevap, âzâların hissesidir. Mananın düşünülmesinden, tefekküründen hâsıl olan sevap da kalbin hissesidir. İşte İhlâs-ı şerîfi bir defa okumanın sevabının, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumanın sevabına muâdil olması, bu ikinci kısım hakkındadır, denilmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’in üç maksadından birisi, tevhîd ilmi olup bu sûre ise, sırf Allâhü Teâlâ’nın tevhîdine dâirdir. Bu sûre-i celîleyi okuyan, tevhîde dâir olan âyet-i kerîmeleri, manalarını düşünerek okumuş gibi olur. Allâhü Teâlâ, sırf keremiyle, meşakkat olmayan bazı ibadetlere, yine aynı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
EN BÜYÜK İSTİĞFÂR: TESBÎH NAMAZI Tesbîh Namazı, bütün vücutla yapılan en büyük tevbe ve istiğfârdır. Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem, amcası Hazret-i Abbâs radıyallâhü anh’e hitaben, Tesbîh Namazı ile alâkalı şöyle buyurmuşlardır: “Ey amca! Sana on (çeşit günahını silecek) şey(i) haber vererek ikram etmiş olayım ki, onu işlediğin vakit, günahının evveli ve âhiri, yenisi ve eskisi, hata ile ve kasten yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve âşikâr olanı mağfiret edilmiş olsun. Dört rekât namazı kılarsın... Gücün yeterse bu namazı her gün kıl. Her gün kılamazsan haftada bir kere kıl, her hafta kılamazsan ayda bir kere kıl. Onu da yapamazsan senede bir, onu da yapamazsan ömründe bir kere kıl.” Tesbîh Namazı 4 rekâttir. Bu namazda 300 defa şu tesbîh okunur: “Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.” Bu tesbîh, namaz içinde şu kadar okunur: 15 kere, Sübhâneke’den sonra (Fâtiha-i şerîfeden önce), 10 kere, zamm-ı sûreden sonra, 10 kere, rükûda (tesbîhlerden sonra), 10 kere, rükûdan kalkınca ayakta (kavmede), 10 kere, birinci secdede (tesbîhlerden sonra), 10 kere, iki secde arasındaki oturuşta (celsede), 10 kere, ikinci secdede (tesbîhlerden sonra). Birinci rekâtte okunan tesbîhlerin adedi 75’tir.
TEVBE ETMEK FARZDIR Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk ederek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Günahlar ve isyanlar helâk eder, Allâhü Teâlâ’dan ve Cennet’ten uzaklaştırır; onları terk etmek de Allâhü Teâlâ’ya ve Cennet’ine yaklaştırır. Nitekim Nûr Sûresi’nin 31. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “…Ve ey müminler! Hepiniz, Allâhü Teâlâ’ya tevbe edin ki felâh bulasınız.” buyurulmuştur. Bütün müminler tevbeye muhtaçtır. Her Müslümanın tevbe etmesi farz-ı ayındır. Hiç kimse, tevbeden müstağnî değildir. Çünkü âzâlarıyla günah işlemeyen insan, neredeyse yoktur. Âzâları ile günah işlemese bile, kalbiyle günaha meyletmekten kurtulamaz. Bundan da kurtulsa şeytanın, kendisini Allâhü Teâlâ’yı zikirden alıkoymak için verdiği çeşitli vesveselerden kurtulamaz. Şâyet bundan da kurtulmuş olsa Allâhü Teâlâ’yı, hakkıyla bilmek husûsunda gaflet ve kusurlardan kurtulamaz. Bütün bunların hepsi, müminin hâline ve bulunduğu makama göredir. Avâm, günahlardan tevbe eder; havâs, gafletten kurtulmak için tevbe eder; havâss-ı havâs ise kalbin mâsivallâha (Allah’tan başka şeylere) meyletmesinden tevbe eder. Peygamberler aleyhimüsselâm da tevbe etmişlerdir. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Muhakkak ben, Allâhü Teâlâ’ya, günde yüz defa istiğfâr ederim.” buyurmuşlardır. Hâsılı her kul, tevbe etmeli ve tevbe etmek husûsunda acele etmelidir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “İleride tevbe ederim diyenler, helâk oldu.” buyurmuşlardır. Lokman Hakîm de oğluna şöyle nasihat etmiştir: “Oğlum, tevbeyi yarına bırakma. Zira ölüm, sana ansızın geliverir.” Tâbiînden, büyük müfessir Mücâhid (rah.) da şöyle buyurmuştur: “Sabah akşam; devamlı surette tevbe etmeyen, kendine zulmetmiştir.”
KENDİNİZİ VE AİLENİZİ ATEŞTEN KORUYUN! Allâhü Teâlâ, Tahrîm Sûresi’nin 6. âyet-i celîlesinde buyuruyor ki -meâlen-: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi Cehennem ateşinden koruyunuz ki onun yakacağı, insanlar ve taşlardır. Onun üzerinde (vazifeli) iri gövdeli ve sert tabiatlı melekler vardır. Onlar, Allâh’ın kendilerine emrettiği şeyde âsî olmazlar ve emrolundukları şeyi yapıverirler.” İnsanın, kendisini Cehennem’den koruması, günahları terk edip emredilen ibadet ve tâatleri yerine getirmesiyle olur. Ailesini Cehennem ateşinden koruması ise; onlara, Allâhü Teâlâ’ya kulluğun yollarını ve dinimizin edeplerini öğretmekle, ibadet ve her türlü hayra onları sevk edip dinimizce yasaklanmış olan, câiz olmayan şeylerden onları sakındırmakla olur. Bu âyet-i kerîme nâzil olduğu zaman Hazret-i Ömer radıyallâhü anh “Yâ Resûlallah! Kendimizi koruruz, fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz?” diye suâl etti. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem de: “Allâhü Teâlâ’nın size yasak kıldığı şeyleri onlara da yasaklarsınız. Size emrettiği şeyleri siz de onlara emredersiniz. İşte bu, onlarla Cehennem arasında bir koruyucu olur.” buyurdular. Hazret-i Ali kerremallâhü vecheh de bu âyet-i kerîmenin tefsîrinde; “Sizler, kendinize ve ailenize hayrı öğretin, onlara (güzel) edep ve terbiye verin.” buyurmuşlardır. Bu âyet-i kerîme ile sabit olmuştur ki bir Müslüman, evvelâ kendisine farz olan ibadetleri öğrenmeli, sonra da ailesine öğretmelidir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Ey ailem! Namazlarınıza, oruçlarınıza, zekâtınıza, fakirlerin, yetimlerin ve komşuların haklarına riâyet edin, diyen (ailesini iyiliğe teşvik, kötülükten meneden) kimseye Allâhü Teâlâ rahmeti ile muamele buyursun! Muhakkak Allâhü Teâlâ, o kimseyi ve ikazlarına uyan kimseleri Cennet’te bir
İNSANLARI HELÂKE GÖTÜREN HUSÛSLAR Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belanın gelmesi vacip olur: 1- Ganimet malları (hak sahiplerine verilmeyip sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) dolaşan bir mal hâline geldiği zaman. 2- Emanet edilen bir şey, ganimet sayılıp hakkına riâyet edilmediği zaman. 3- Zekât vermek, ceza gibi telakkî edilip vermekten kaçınıldığı zaman. 4-5- Erkekler (Allâhü Teâlâ’nın rızâsına muhalif olan isteklerinde) hanımlarına itaat edip annesine (ve babasına, meşrû husûslarda) âsî olduğu zaman. 6-7 Bir kimse, arkadaşlarına yakın olup onlara iyi davrandığı hâlde, babasından uzaklaşıp ona kötü davrandığı zaman. 8- Mescitlerde (Allâhü Teâlâ’nın ve Resûl’ünün razı olmadığı) sesler yükseldiği zaman. 9- Müslüman bir halka, onların şerlisi reîs olduğu zaman. 10- Bir kimseye, sırf zararı dokunmasın diye saygı gösterildiği zaman. 11- Her türlü (sarhoş edici) içkiler, insanlar arasında yayılıp içildiği zaman. 12- (Erkekler tarafından) ipek elbise giyildiği zaman. 13- Şarkı söyleyen kadınlar çoğaldığı zaman. 14- Her türlü çalgı aleti imal edilip kullanıldığı zaman.