Bu kitap, benim şu ana kadar okuduğum kitaplar arasında belki de dili en sivri olan kitaptır. Okurken ben bile gerildiğimi hissettim. Hani bazı eserler insana huzur verirken bu biraz fazla şişliyor insanı en yumuşak yerinden. Konu olarak çocuğun sesini tüm dünyaya duyurma amacı var. En iyi anne babanın bile hataları olduğundan bahsediyor. Evet çocuğa istemeden de olsa verdiğimiz tüm zararları bir bir sıralamış, hatta benim aklıma gelen eksik yok bile diyebilirim. Ancak okuyana kadar aklıma gelmeyen onlarca şey öğrendim. Beni oldukça şaşırtan bölümler oldu. Bunların en basiti, beni beynimden vurulmuşa çeviren, bugüne kadar asla o pencereden bakmadığım "lütfen" ve "teşekkür ederim" kavramlarını çocuğun özgür alanı olan evde kullanmasının zararları bölümü oldu. Yani o sofra çocuğun evindeki bir sofra ve sırf edep adap öğreteceğim diye onu elini servis tabağına uzattığında lütfen alabilir miyim diye izin almaya zorlamak veya aldıktan sonra minnetle teşekkür etmesini istemek uygun değilmiş. Biz ebeveynler bu kelimeleri kullandıkça çocuk zaten görerek yapmaya başlarmış, zorla öğretmeye çalışmak alırken lütfen demelisin demek çocukta zararlı sonuçlar doğuruyormus falan. İlginç yani, üstelik bizim kültürümüzde misafirliğe gidilince annelerin kaşı gözü durmaz gözleriyle dövüverirler valla al bakayım hadi bir tatlı daha :) öyle insanlar tanıyorum ki ne kadar canı isterse istesin üç kere teklif etmediğin sürece onu oradan alıp da yemez. Demek ki yazarın gerçekten bir bildiği var gereksiz içi boş saygılara gerek yok. Hem bu sadece bizde var, niçin var? Onu bilemiyorum. Benciliz bence, çocuğum beni utandırmasin da ne olursa olsun. Edepli desinler. Falancayi annesi bir güzel yetiştirmiş desinler. Desinler de desinler. Kendimizi düşünüyoruz bunu fark ettim bu kitapta.
İçerik olarak