• Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:
    Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz.
    Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
    Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.
    Ömer Hayyam
    Sayfa 39 - Cem Yayınevi
  • Bir Fahişenin Ninnileri

    Dokuz yaşındayken öldü ruhumdaki kız çocuğu; dokuz yaşında kadın oldum ben.Şimdi otuz yaşındayım ve bildiğim oyunları sayayım size; bir bıçağın gölgesine bakarak makyaj yapmak, zengin ve zengin olduğu kadar görgüsüz, görgüsüz olduğu kadar puşt, puşt olduğu kadar bir kadının gözlerine bir kez olsun içtenlikli bakamayan hödük adamlarla sevişip, o adamların yalnızca çüklerini değil, cüzdanlarını da boşaltarak birçok evsiz çocuğu doyurmak ve gökyüzüyle gece üçten sonra dans ederek konuşmak...

    Evet, ben bir fahişeyim ve bunlar da benim oyunlarım; memnun kalmadınız mı efendim? Fahişelik dışında becerilerim de var benim; meyhanede şarkı söylemek, sokak kedilerine masal anlatmak, ölü dillerden birinde, mezbahalardaki kuzularla, danalarla, domuzlarla dertleşmek gibi…

    Bir domuz, canı alındı alınacakken ne fısıldadı bana biliyor musunuz? "Sarılacağım tek insan sendin, keşke sana sarılabilseydim..." Egolarınızla, kibirlerinizle, bencilliklerinizle iyi geçinmeye, övünmeye devam ediniz lütfen; size bakınca bir boşluk gördüğüm için, nasıl kadın olduğumu anlatacağım bitimsiz bir boşluğa...

    Ben ilk kez dokuz yaşımda yastığıma boya kalemleriyle belli belirsiz bir ev resmi yaptım ve resmin üzerine şunu yazdım; "bu evde hiçbir erkek hiç bir kadına fenalık yapmıyor..." "Şiddete uğramışsındır" diyeceksiniz, "tecavüz etmişlerdir sana" diyeceksiniz, "kabuslarla uyanıyorsundur" diyeceksiniz...
    Yanılıyorsunuz maalesef; bana ilk kez dokuz yaşında değil, on iki yaşında tecavüz ettiler, tamam mı! Dokuz yaşında anneme tecavüz edildiğini gördüm. Babamdı bunu yapan. Annem korkudan sesini bile çıkartamıyordu ve ben çığlık çığlığa kalmıştım, "bırak kadını!" diye. "O senin annen " dedi babam öfkeyle, "o benim helalim" dedi, "defol git odana!" dedi.
    İlk kez kendi başıma süt ısıtıp içtim o gece ve süt birdenbire pembeleşti. Anladım ki annemin kanı başka bir boyuttan süte süzülmüştü ve annemden çok benim canım yanıyordu süt içerken...

    On ikinci yaş, becerilmek için erken bir yaş bence de; hiç olmazsa on beş, on altı felan olmalıydım! Bana tecavüz eden adam, yaşımdan büyük gösterdiğimi söyledi zaten! Benim de istekli olduğumu beyan etti ve bir de bütün sapıklar gibi iyi halden indirim aldı pişman olduğunu belirtirken ağlayarak...
    Meyhanede şarkı söylüyorum her gece ve kapanış şarkım bir çocukluk ezgisi.

    Erik ağacı, erik ağacı
    Eğme dallarını
    Daha şarkılar söyleyeceğiz
    Sil gözyaşlarını...

    Ben yazdım, ben besteledim bu şarkıyı ve bu bölümü söylerken gözlerim doluyor. Ayık olan da, sarhoş olan da aynı tepkiyi veriyor; "noluyo lan!" Susuyorum ben karşımdaki hödüklere, üzerimdeki hödüklere, "bu kadın fahişe, cehennemde yanacak" diyen kadınlara, genç kızlara, kız çocuklarına. Susuyorum beni anlamayanlara ve Erik Ağacı`nı mırıldanıyorum içimden...

    Erik ağacı, erik ağacı
    Canın yanmayacak
    Baltayı kovdum ormanımızdan
    Sana kıymayacak...

    Likör yapmayı öğrendim, kukla oynatmayı ve bilezik bozdurmayı. Birçok bileziğim oldu ve hepsini bozdurdum. Bir bilezik niye bozdurulur; bazen ameliyat olması gereken barınaktaki bir köpek için, bazen evden atılmış bir travesti için, bazen gökyüzüyle benimle bir dans eden bir deli için. Fahişeliğimi hoş göstermek gibi bir çabam yok; can`dan gelip, can`a gidenim. Ya siz? Siz nesiniz?

    Boşaldıktan sonra milliyetçiliğin değerini anlatanlar mı dersiniz, Marksizmdem bahsedenler mi dersiniz, "emekçisin sen, ama bilinçli değilsin" diyenler mi dersiniz, "kadınlar kocalarını hoş tutmuyor bacım, yoksa yaptığım dinen caiz değil" diyenler mi dersiniz...

    Erik ağacı, erik ağacı
    Kıştan korkma sakın
    Seni içime alacağım ben
    Baharlar çok yakın...

    Bir erik ağacıyla sesleniyorum geceleri gökyüzüne; gökyüzü küçülüyor ve yanı başıma geliyor. Dans ediyor benimle. "Gece üçten sonra hiç kimsenin umurunda değilim" diyor bana kederle. Evsiz çocuklar, travestiler, deliler; -ailem olur kendileri-, gülümsüyorlar gökyüzüne; "biz en çok gece üçten sonra seyrediyoruz seni" diyorlar. Gökyüzü dansa kaldırıyor beni; hep beraber dans ediyoruz biz incitilenler. "Ben de çok incitildim" diyor gökyüzü. Siz hiç gökyüzünün yaşlarını sildiniz mi mendilinizle...

    Dokuz yaşındayken öldü ruhumdaki kız çocuğu; ah, nasıl bir sızıydı onu bir erik ağacına karşı toprağa vermek, otuz yaşındaki bir fahişenin gökyüzüne doğru mırıldandığı ninnileriyle...

    Ergür Altan
  • 334 syf.
    ·4/10
    Çok müthiş bir potansiyelle başlayıp her kitapla daha dibe batan bir seri... Antikahraman yaratıp sonra kahramanlık, fedakarlık klişelerine girmek birinci, seride hiçbir karakteri sevmemek ikinci, çok karakterle anlatıldığı için sıkması üçüncü eksisi benim açımdan. Karakterlerin eylemleri ve amaçları da ayrı alakasız. Hiçbiri net bir çizgide ilerleyemiyor. Hepsi kukla gibi. Hepsi tahammül edilemez. Hiç sevmedim bu seriyi. Tek güzel yeri klişe de olsa mutsuz sonla bitmesiydi.
  • Ah biçare kadınlar, neler çekermiş. Biz erkekler onları kukla değerinde kullanıyoruz. Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluyoruz. Bu ne rezalet! Ne küstahlık!
  • Ah biçare kadınlar ne çekerler imiş! Biz erkekler onları kukla mesabesinde kullanıyoruz. Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluruz. Bu ne rezalet bu ne küstahlık! Bir erkek tanımadığı bir başka erkeğe rast gelse yüzüne bakmaz, söz söylemez. Lakim tanımadığı ve hiç görmediği bir kadına rast geldiği gibi gülerek yüzüne bakmaya ve söz söylemeye başlar. Kovsalar bile yanından ayrılmaz. Demek oluyor ki biz kadınları insan sırasına koymayız. Kendimizi eğlendirmek için onların ruhunu sıkarız. Serbest gezip seyir etmelerine ve eğlenmelerine mani oluruz.