Hep yanlış şeylere meyletmiştim: içmeyi seviyordum, tembeldim, tanrım yoktu, siyasetim yoktu, fikirlerim yoktu, ideallerim yoktu. Hiçliğe razıydım; yoktum aslında ve bunu kabullenmiştim.
Ama yine de kadınlar -iyi kadınlar- korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuna sahip olmak istiyorlardı, oysa ben ruhumdan artakalanı kendime saklamak istiyordum. Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü ölümcül ve acımasızdılar, özel isteklerde de bulunmuyorlardı. Gittiklerinde hiç birşey yitirilmiş olmuyordu.
İnsanlar ilginç geliyordu önceleri. Ama sonra, ağır ve keskin bir biçimde, bütün kusurlar ve delilik çıkıyordu açığa. Ben onlar için giderek önemimi yitirirken onlar da benim için önemlerini yitiriyorlardı.