Seyir — benim okur yorumu(m)
Kitap duygusal bir anlatı kuruyor ama insan hikâyesini eksik bırakıyor.
“Ben kadınım” vurgusu sık yapılıyor; bu, farkındalık üretmekten çok kimliği kalkan gibi kullanıyor.
Anlatıcı “görülmedim” derken, evlendiği kişiyi insan olarak görmüyor.
34 yaşında alınmış bir karar, sürekli dış baskıya yükleniyor; kişisel sorumluluk sorgulanmıyor.
Kadının anlattığı fedakârlıklar (ilgi, yemek, kendinden kısmak) anlatılıyor;
ama evin ekonomik yükü, adamın taşıdığı bedel hiç masaya gelmiyor.
Aynı hikâyeye adamın gözünden bakılsa; erken kalkmalar, ağır iş, mesai, sorumluluklar da aynı derecede “görülmemiş” olurdu.
Kitap, iki tarafın da aynı sistemde sıkıştığını göstermiyor;
biri kukla, diğeri kuklacı gibi çiziliyor.
Bu yüzden metin yüzleşme değil, daha çok içsel bir meşrulaştırma hissi veriyor.
Gerçek bir hikâye deniyorsa; + ve – birlikte anlatılmalı,
tek pencere değil, en az üç bakış açısı olmalı.
Kimlikler, meslekler, cinsiyetler prim yapmamalı;
yaklaşım kadın/erkek değil, insan merkezli olmalı.
Kısa hüküm:
Bu kitap bazı okurlara teselli verir;
ama sorumluluğu ve karşı tarafı dışarıda bıraktığı için bana eksik geliyor.