Yas demek ki, kaybettiğimiz kişiye bağlı olan her bir anı ve beklentinin tekrar tekrar yeniden canlandırıldığı ve her seferinde onların ebediyen yok oldukları yargısı ile yüzleştiğimiz bir süreçtir. Düşüncelerimizin mütemadiyen kaybettiğimiz kişiye yöneldiği zor ve sancılı zamanlardır yasın zamanı. Yas çalışması boyunca kaybettiklerimiz bize eşlik etmek üzere hep orada, yanında başımızdadır ama aynı zamanda onların orada olmadıkları hakikati gündelik gerçekliğimizin birden boşalıp kupkuru görünmesine yol açar.
İlişkilerimizi kendimiz için kendi eşsiz imgesel konumlarımızı teminat altına almak için yarattığımız bile söylenebilir. İlişkinin işlevi budur biraz da; ötekinin bakışıyla ilişkili olarak kendimizi bir imge olarak yerleştirmek.
Nereye dönse, ne yapsa vazgeçemediği ve bırakamadığı şeylerin toplamıdır insan. Onların içimizde birikmesidir varlığımızın esasını oluşturan. Kristaller halinde içimizde çökelmesi, yer etmesidir.
Sembolize edilmemiş her kayıp, sonraki kuşaklara musallat olmak üzere daima geri döner. Başkasının yasına eşlik etmek, bir armağandır. Asıl kendimize… Ruhlarımızdan bunu esirgemesek.