Kitap genel olarak ana karakter Hayri İrdal'ın çevresinin ve toplumun; yabancılaşıp modernleşmesini, Hayri İrdal'ın ise buna ayak uyduramayıp arada kalmasını anlatıyor. Verdiği birçok psikolojik mesajı, kinayeleri, mizahı ve aforizmaları ile güzel bir roman.
----SPOİLER-----
Özellikle hala karakterinin Hayri İrdal'ın aşağılık kompleksini, Halit Ayarcı'nın ise özgüven ve cesaret duygusunu canlandırdığını düşündüğüm zamanlar oldu. Ancak hikaye birçok yerde gerçeklerden öyle uzaklaşıyor öyle anlam veremediğim konulara değiniyordu ki bazen kitaba kendimi vermekte zorlandım. Bu zorluğu İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası kitabında da yaşamıştım. Bu tarz yarı gerçek yarı fantastik kurgular sanırım alışık olmadığım için okumamı zorlaştırıyor. Bu sebeple İspritizma Cemiyeti ve Seyit Lütfullah bölümlerini okurken ciddi manada sıkıldım. Hele hele bence hikaye örgüsüne hiçbir katkısı olmayan Afroditi bölümlerinde yarım bırakmayı bile düşündüm. Neyse ki Doktor Ramiz ve Halit Ayarcı beni romana bağlayan karakterler oldular. Romanda en etkilendiğim ve en mükemmel bulduğum bölüm ise Emine'nin ölümü üzerine Hayri İrdal'ın üzüntüsü ve iç hesaplaşmalarıydı. Kendisini avutmak için 'neyse ki bir daha ölmeyecek' yorumunu yapması hem duygusal hem psikolojik olarak çok beğendiğim bir kısımdı.