Çağımızın en büyük acısının yaşamını yabancı ülkelerde kazanmak zorunda bırakılmışlık olduğunu görüyorum.
"Biz kendimizi kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat filan huzursuz insanlarız. "
Sınırlar kadar hiçbir kısıtlamadan sıkılmadım ve kendi sınırlarım içinde sınırsızlığımı kurdum. Hiç değilse bana özgü bir sınırsızlık, kendi suskum, kendi çığlığımın sınırsızlığı.
İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek , istemek. Onun yanındayken de özlemek , istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda, uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünce sezinlemiyor mu insan birbaşınalığın çaresizliğini ? Yollarda , okurken , pencereden caddelere bakarken..
Yaşamımın en mutlu anlarında da aynı güçle acıyı duymadım mı. Ve acıların ötesinde bir beklenti vardı:
Kendi dünyamın beklentisi. Kendi odamda içebileceğim sabah çayının beklentisi