• 312 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    Öncelikle bu kitabın bir kurgu değil birebir yaşanmış ve kaleme alınırken üzerinde kayda değer derecede ciddi oynamalar yapılmamış gerçekler olduğunu belirtmeliyim.Zaten Tahir de bu eseri için belgesel bir roman demeyi uygun bulmuş.
    Önce size araştırdığım ve öğrendiğim kadarıyla kitaba adını veren bir anekdotu aktarayım:
    Kurtluk bir töredir.
    Kurt sürülerinin başında lider bir kurt olur ve sürüyü idare eder.İkinci ya da üçüncü bir kurt ,liderin yerine göz diktiğinde,kendi ölüm fermanını kendi pençeleri ile imzalamış olur. Bu kurt sürüleri acıkıp da yemek bulamayınca bir çember oluşturup, saatlerce bu çember etrafında dönerler.Bitkin düşüp yere yığılan ilk kurt ,diğerlerine yem olur.Bunun adı kurt dansı imiş ve kitabımız adını buradan almış.

    Kemal Tahir ülkemizin ve ülkemiz insanının özel ve yüce olduğunu,Avrupa insanına asla benzemediğini söyleyerek eserlerinde de hep bu duruma vurgu yapmıştır.İlk baskısı 1969 yılında yapılan Kurt Kanunu adlı bu eserde de dış devletlere olan bağımlılık ve milli sermaye yerine yabancı sermaye kullanımına karşı yazarın tepkisi ara ara göze çarpmaktadır.Zaten kendi teorisine göre,hakiki bir Türk romancısı eserlerinde Türk kültürünü,tarihini,ekonomik ve sosyolojik yapısını muhakkak ele almalıdır..Hâl böyle olunca olay öŕgüsünün cereyan ettiği dönemin siyasi,sosyal ve ekonomik yapısı hakkında da hatırı sayılır düzeyde bilgi sahibi oluyoruz. Türkçeye olan hakimiyetini ve başarısını yine ortaya koyuyor Kemal Tahir. Şaşaalı ,ağdalı cümlelere, süslü anlatımlara,paragraflar dolusu tasvirlere gerek görmeden, tüm samimiyetiyle içini dökmüş bize.Cumhuriyet tarihimizde kara bir leke olarak yer edinen İzmir suikastını kendi safını da açıkça belli ederek tetikçilerin ağzından anlatmış.

    Evet konumuz,eski İttihat ve Terakki partili komitacıların ,dönemin cumhurreisi Sarı Paşa lakaplı Mustafa Kemal Atatürk'ü ortadan kaldırmak amaçlı suikast girişimleri ve sonrasında yaşananlar... Eser 3 bölümden oluşmakta:
    Kanlı Tuzak
    Sürek Avı
    İnsanlık Sorunu

    Karakterlerin büyük çoğunluğu ,kendi gerçek isimleriyle,bazıları ise isimlerine çok yakın uydurma isimlerle romanda kendilerine yer bulmuşlar. İki ana kahramanımız Kara Kemal ve Abdülkerim... Kara Kemal'in halk arasında bilinen adı Küçük Efendidir.(Büyük Efendi,kendi tabiri ile Talat Paşa'dır)Eski iaşe nazırı olan Kara Kemal,bulunduğu konuma tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş,her ortamda sözü geçen, sevilen,sayılan nüfuzlu bir karakterdir. Abdülkerim ise eski Ankara valisi olup,artık komitacıların çakallığını yapan,dönek,sahtekar ve uçkur meraklısının tekidir. Olaylar, Sarı Paşayı ortadan kaldırmayı kafasına koyan ve bu doğrultuda planlar yapan Abdülkerim'in,bu iş için Şükrü,Sarı Edip ve Baytar Rasim'in de desteğiyle, Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Ziya Hurşit'i Gülcemal Vapuru ile İzmir'e göndermesi ile başgösterir.Olaydan haberi bile olmayan Kara Kemal, üzerine atılan iftiralarla olayın müdahili gibi gösterilir. Kısmen de olsa foyaları patlak verince, kendilerini bir kaçak hayatının içinde bulan Kara Kemal ve Abdülkerim.büyük bir merakla suikast gününü beklerler.Ancak,iktidar mensupları, girişimi çok önceden haber almış ve gerekli önlemleri almıştı bile..Dolayısıyla beklenen olmaz ve suikast sadece bie teşebbüs olarak kalır.Olaya karışan ve karıştırılan herkesin İstiklal Mahkemelerince yargılanmasına karar verilir. Almanya ve İngiltere konsolosluklarına sığınarak,yurtdışına kaçma talebinde dahi bulunacak kadar köşeye sıkışan Kara Kemal ve Abdülkerim'i zorlu günlerin beklediği aşikar...

    Sözün özü Kemal Tahir bize demek istemiş ki; gerek muhalefet gerekse iktidar kadrolarına yerleşen yanlış kişiler ülkeye bilfiil zarar verecektir.

    Bunca memleket millet meselelerin arasında, yazarın kadınlara da sıkça değindiği gözden kaçmıyor elbette.Her mekan ve dönemde olduğu gibi yine o dönemde de cinsel obje olarak görülen kadınlar ve anaç Anadolu kadınları yer bulmuş eserde.

    Ve ben her Kemal Tahir kitabımı bitirdiğimde,geriye kalan seçeneklerimin azaldığını gördükçe kahroluyorum.O nedenle uzunca bir süre ,bir daha Kemal Tahir okumayıp,kalanları ilerideki yıllarda okumayı planlıyorum.

    İyi ki geçmişsin bu dünyadan,iyi ki yazmışsın,iyi ki ,iyi ki , iyi ki.....
  • 107 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Kemalizm’in yılmaz savunucusu olan Uğur Mumcu’nun Türkiye’nin belki de XX.inci yüzyıldan beri uğraşmak zorunda olduğu Kürt Sorunu ile ilgili kaleme aldığı önemli bir eser olan bu kitapta Doğu’da Ortaçağ’ın feodal düzeni olan ağalık sistemini yöre halkını nasıl kemirdiği anlatılmaktadır. Devrim şehidi olan Mumcu bu konu hakkında yaptığı araştırma son derece objektif gözlemler ile bezenmiştir, eğer Mumcu o elim saldırıda hayatını kaybetmeseydi belki de Kürt Sorunu hakkında şu ana değin bildiğimiz her şey değişecekti. Korkusuz bir yazar olan Mumcu’ya UĞURLAR OLSUN...
  • Kürt sorunu, Arap sorunu, Arnavut sorunu, Türk sorunu yoktur. İslam milletinin parçalanmışlık sorunu vardır.
    *Sezai Karakoç
  • Türkiye'den toprak kopararak yeni devletçikler oluşturmak amacının kökü Sevr'e dayanır. Bu bir projedir. ''Kürt Sorunu'' bu projenin uzantısı olarak inşa edilen bir olgudur. İcat edilen ''Kürt Sorunu''nu PKK, kanlı terör eylemleriyle uluslararası gündeme taşımakla görevlidir.
  • 167 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Rojbaş güzel insanlar!
    İnceleme yazsam mı yazmasam mı diye çok düşündüm, yazmayacaktım da... Fakat bu kitaba inceleme yapmazsam - ki düşüncem o yöndeydi- kitaba, Mehmed Uzun'a, okuduğuma, bana yazık olurdu. Çok geçmişten beri devam eden o "Kürt Sorunu" hep vardı. Hepte olacak gibi... Beni üzen durum Türk/Kürt çatışmasından ziyade artık Kürt/Kürt çatışmasıdır. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Bilenleriniz vardır muhakkak. Sözü fazla uzatmadan anlatmaya çalışacağım.
    Çok küçüktüm henüz, ilkokuldaydım. 3. sınıftaydık sanırım. Doğudan Batıya geldiğimiz o dönemde okulda öğle paydosundaydık. Evlere gittik yemek yedik geldik. Sınıfa gitmek için merdivenlerden yukarı çıkıyordum ki arkamdan bi kaç arkadaşımın sesini duydum kavga ediyorlardı. Ne olduğunu anlamak için arkama döndüm ve duyduğum şeyler beni o zaman pekte mutlu etmemişti. Dünyanın ne kadar da zalimlerle dolduğunu daha o zamanlar tatmıştım. Kavga eden o iki arkadaştan biri Türk diğeri ise Kürttü. Türk olan arkadaş Türlüğü kendisi seçmişçesine böbürlene böbürlene ve Kürtlüğü suç sayarak o Kürt arkadaşa "Kürt! Defol git burdan!" gibi gibi şeyler söylemişti. Tabiki bu kadarla kalmamıştı fakat bunu hakaret sayması zaten her şeyi anlatmaya yetiyor. İlkokul 3. sınıf öğrencisi böyleyken bizden büyükleri düşünmek istemedim. Sınıfa çıktım ve şuan bulunduğum yere gelene kadar hiçbir arkadaşımla samimi olmadım. Olamadım. "Hepiniz aynısınız!" Diye bağırmak istedim çoğu zaman ama bu da bana tersti. Sözü çok uzattım, belki buraya kadar okumayacaksınız da fakat inanın bana bu da umurumda değil.

    Kitaba geçecek olursak Mehmed Uzun "fikir suçlusu" olarak tutuklanmış, belli cezaevlerinde yatmış daha sonraları genç yaşta İsveç'te mülteci olarak yaşamak zorunda kalmış bir güzel insandır. Kitabı ilk olarak İsveç'te yayınlanmış. "Kendi yurtlarında Kürt aydınlarına verilmeyen bu temel özgürlükleri İsveç, karşılık beklemeksizin yeni Kürt aydınlarına vermiştir. Hem de elbette çok doğal bir hak olarak."

    Kitapta farklı denemeler bulunmakta ve hepsi birbirinden güzel. Mehmed Uzun'un savaşlar ve kültürel gruplara karşı söylediği" Sanki dünya, dünya değil bir ölüm tarlası, ölüm üreten, ölüm saçan bir makine." sözü benim için çok anlamlıydı..
    Baştada dediğim gibi beni Türk/Kürt çatışmasından ziyade Kürt/Kürt çatışmaları üzüyordu. Halbuki diyordu ya Mehmed Uzun "İnsanın kendi dilinin, diliyle yaratılmış zenginlerini, kültürünü, ülkesini ve halkını sevmesi bir erdemdir. "

    Olmadı, birliği hiçbir zaman sağlayamadık. Pek tabi bu hep böyle devam edecek. Dünyanın güzelleşeceğine olan inancım da kalmadı. Kendi dünyamı güzelleştirerek yaşamaya devam edeceğim. Fakat bu ne kadar mümkün onu da bilemiyorum." Arzu ve isteklerimin dışında, benden ve istediklerimden çok daha güçlü bir takım kuralların olduğunu çocuk kafam anlamaya başlamıştı."haliyle kendi iç savaşlarım başlamıştı benimde. Ve bu Yaratıcıya" Neden?"diye sormama da sebep olmuştu. Tabi ki kendi cevabımı hep kendim verdim. Ailem de dahil olmak üzere bana hiç kimse kim olduğumu anlatmadı. Türkiye toprakları üzerinde yaşayıp da vatanını seven insanlardık hepimiz. -Ki hala öyleyiz.- fakat kim olduğumuzu bilmiyorduk. Leyla ile Mecnun'u bilipte daha sonra burada öğrendiğim Mem u Zin'i bana daha önce neden anlatmadığını anneme sorduğumda cevap veremedi. - o da kendini unutmuşlardan, ölümü bekleyenlerdendi-.

    Kürtçe şarkıda hüzünlenen arkadaşlarım vardı. "Nasıl olur?" diye düşünüyordum. Sonradan bir yerde okuduğum şu söz her şeyi anlamama yetmişti. "Kürtçe şarkıda duygulanmak için Kürtçe bilmek gerekmez. Kalp her dilden anlar."


    "Rilke'nin dediği gibi, ayrılık ve sürgün bir solma ve çiçeklenmedir. Bir ölüm ve yeniden doğuştur. Bu unutuluş ve unutulması mümkün olmayan bir ölümsüzlüktür. Bir insanlık trajedisi ve zamanla mekanın tümden unutulduğu renkli bir insanlık geçididir. Orada dün, bugün, yarın iç içedir. Orada sadece insan vardır. Orada insanlar, diller, kültürler, alışkanlık ve gelenekler karşılamaktadır. Orada insanın tarihini ve geleceğini yumuşak sözlerle tasvir eden sonsuz bir destan söylenmektedir."

    Bir kaç ay önce elime bir kağıt aldım üzerine Kürtçe bir şeyler yazmaya başladım. Sınıftan bir arkadaşım yanıma gelip oturdu. Bende ona" Kürt Edebiyatına geçiş yaptım artık burdan devam edeceğim." dedim. Bana dönüp" Ya bırak Allah aşkına! Kürt Edebiyatı diye bişey mi var sanki?... " demişti. İlkokuldaki olayları bir yana bırakmıştım ben halbuki. Şimdi niye böyle yaptınız? Ülkenin bir bütün olacağına az bir umudum kalmıştı. 18 yaşındayım ve bunu söyleyen arkadaşım da 17/18 yaşlarında... Umudumuzu kırdınız.

    Mehmed Uzun 'Şiddet Ve Kültürel Diyolag' adlı denemesinde Sultan Abdülhamid' in sözlerine de yer vermişti. "Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın birçok milletini sinesinde toplamış olan bir imparatorluktur. Türkler, Araplar, Kürtler, Arnavutlar, Bulgarlar, Yunanlılar, Zencilerden ve diğer birçok unsurdan teşekkül etmiştir... Kürtler... Kuvvetli ve kavgacıdırlar... Tarihi bilinmeyecek kadar eski zamanlardan beri bu eyaletlerde yaşamışlardır... Kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi bir zarar olabilir?.. Ben kabul ettiğim Kürt politikasında doğru yolda olduğum kanaatindeyim... ". Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yavaş yavaş bu politikayı terk eder."


    Bu kitap Mehmed Uzun'dan okuduğum ilk kitaptı. Diğer kitaplarını okumama vesile olacak olan kitapta yine budur. Mehmed Uzun kitabın sonunda çok sevdiğim Yaşar Kemal'e de yer vermiş ve onun için şu sözleri kullanmıştır ;
    Yaşar Kemal; Anadolu topraklarında durmadan akan coşkulu bir çağlayan. Anadolu'nun, Mezopotamya'nın, Akdeniz'in edebi semalarını, hiç sönmeden aydınlatan bir yıldız. Yarattığı bu görkemli edebiyat ve roman geleneğiyle hep yaşayacak, romanları, romanların sözcükleri, durmadan, kuşaktan kuşağa ve zamandan zamana, akacak bir yazar. Yaratıcı gücü ve enerjisiyle ölümsüzleşen çağından, zamanından sorumlu bir aydın."

    Sevgi, barış ve kitap ile kalın... :)
  • Mehmet Ali Aybar ile Aziz Nesin hakkında 15'er yıla kadar hapis cezası istendi. Gerekçe 2000'e Doğru dergisine Kürt sorunu konusunda yaptıkları açıklamalardı.
  • doktor hikmet kıvılcımlı fedakarlığı kadar türkiye de marksist teori denilince ve marksizme türkiye topraklarından bir katkıdan söz edildiğinde ilk akla gelen şahıstır.

    cumhuriyetin ilk yıllarında türkiye de kürt sorunu üzerine ilk araştırma yapıp bunu tahlil eden ilk marksistlerdendir.
    kıvılcımlı esasında en çok klasik toplum aşamalarının teorize edildiği avrupa coğrafyasından ziyade doğu toplumları üzerine eğilmiş buradan hareketle türkiye yi anlamak için onun dün içinden çıktığı osmalıyı anlamak gerektiğini,osmanlıyı anlamak için ise onun içinden çıktığı islamiyeti kavramanın önemini belirtir.

    kıvılcımlı ya göre avrupada işleyen ilkel,köleci,feodal,kapitalist toplum gibi aşamaları doğu toplumları yaşamamış farklı bir şekilde burada ki tarihsel devrimleri barbar-medeniyet çatışması üzerinden teorize etmiştir.
    istanbul un fethini anlattığı fetih ve medeniyet en bilinen örnekleridir.
    bu teorisi tarih tezi olarak adlandırılır.
    bir üçlü kitaptan oluşan tarih tezi şu kitaplardan oluşur
    toplum biçimlerinin gelişimi
    tarih tezi
    tarih devrim sosyalizm
    ayrıca islamiyet ve din üzerine yazdığı allah kitap peygamber kitabı mevcuttur.
    bunun yanında tarih tezi ışığında ilkel sosyalizmden kapitalizme ilk geçiş:ilgiltere
    ve son geçiş :japonya diye iki kitap daha bu teori üzerine temellendirilmiştir.

    kıvılcımlı sürekli türkiyenin orjinalitesi üzerinde durur ve bunun sonucu olarakta kendi devrim stratejisini bunun üzerine kurar.

    "düşünce ve davranış birbirinden ayrılamaz"

    ayrıca mahkemede hakim şöyle der: kıvılcımlı nın komünist olmasının ispatı için delile gerek yoktur der(yada buna benzer bir cümle)

    işkencede ise direnişin simgesi olmuştur ayrıca adını bile söylemez hiç bir zaman.

    kıvılcımlı yiğitliğinin yanında büyük bir stratejist ve teorisyendir.