"Yakalandın! Kaçtığın o gerçek, gelişigüzel iyiyimler; o can alıcı, yalın ve içten bir çağırış gibi duruyordu karşında: Yaralısın! Bir sözcük bu denli eritebilir miydi seni? Aralayabilir miydi kor cehennemi? Belleğini kemiren, kendini hep yineleyen o tanıdık sızı yine baş gösteriyor: Yok olsam... Yok olsam... Artık hayattaydın, vardın. Oysa yok olmakla, hiç olmamak arasında büyük fark vardır. Sen etten ve kemikten, çeşitli belirteç şekilden ve ruhtan, hüzünden, mutluluktan, acıdan... En çokta acıdan... Acıdan bir insandın. Şimdi yok olsan, yarılsa yer karışsan toprağa veya bir bulut, yudumlanır olsan boşluğa, artık ne fayda? Bundan böyle sen, çevrenin belleğinde bir izdüşümünde, solunan havanın moleküllerinde, bir yaşamın hapşırığındasın. "Çok yaşa!" Elinle beslediğin hayvanlar geliyor aklına. Bir çiçeği ıslatışın, okşayışın... Sen artık doğanın da hatrında, hatırlanışındasın... Hem kimse beceremez senin gibi o işi, kimse sakınamaz bir acıyı senin gibi sevdiklerinden. Kovuyorsun bu düşünceleri, uzaklaştırıyorsun zihninden. Derinden bir soluk alıp veriyorsun: Oh! Bu soluk ki ferah... Bu soluk ki taze ve yenilenmiş. Bu soluk karışacak diğer soluklara."
Yukarıda bizzat yazdığım yazı, kitap ile ilgili bir fikir yürütebilmeniz adına bir örnek, teşkil. "Yaralısın" işte böyle bir kitap. Bu çekilen işkencelerden, aşağılanmalardan, acıdan öte; var olmamayı dileyen bir adamın hikayesi. Uzundur 'ikinci şahıs anlatıcı' dilinde bir eser okumamıştım. Sarsıldım. Her dayağı yiyen bendim; aşağılanan, sövülen o kişi bizzat bendim. Cümlelerin sarsıcılığı 'sen' diliyle de birleşince ortaya muazzam eser çıkarmış yazar. Nitekim girişte, tam altı sayfalık Yaşar Kemal övgüsü yer alıyor. O büyük duayen, yalnız 'aferin' yazsa, günümüz yazarlarının çoğu bunun zekatını bile veremez.