Geri Bildirim
  • Alnı öpülesiler her biri bir dağ gibi

    Düşseler vurulup da kanlarıyla boğacak

    Zulmün soğuk sesini

    Ey şehid ey şehid



    Gün geçtikçe büyüyor gönüllerin ateşi

    Taş yürek ses veriyor doğan İslam güneşi

    İlk düşen sensin yola

    Ey şehid ey şehid



    Çırpınan kuş misali kalbim sığmaz kabuğuna

    Allah için bir mermi çıkarırken katına

    Çağırsın ardımızdan

    Ey şehid ey şehid
  • Şair yanımdan,yani en zayıf,en çocuk yanımdan tutuyor geceler.Yaralı kuş misali çırpınıyor yüreğim.Büyüdükçe yokluğun,ay ışığı dolanıyor ayaklarıma.
    Ne başlangıcı ne de sonu görünüyor.Aşağısı yaşanmışlıkların kargaşası,yukarısı düş yangınları.

    Çıkmaz sokaklarda,yalnızlığımda ararken seni,yüreğimin en kuytu derinliklerinde bulurum.Şiirlerimin ilhamı,dualarımın kaynağı sen olursun.

    devamı : https://gultensahiner.blogspot.com/2018/06/can-tadm.html
  • Ben çok uğraştım, babamla kardeşimin arası bozulmasın diye. Babama kardeşimi açıkladım, kardeşime babamı. En çok da ikincisini yaptım. Bir babanın pencerisinden bakabilsin istedim kardeşim, bir oğul olarak anlayabilsin onu; kinle dolmasın içi, öfke duymasın istedim. Bir babanın ne yapıyorsa, evladını sevdiğinden, onun iyiliğini istediğinden yaptığını düşünebilmesini, aklına getirebilmesini istedim. Bir babanın evlatlarını, her şeyden öte tuttuğunu, ölçülemeyecek derecede sevgi duyduğunu onun da hissedebilmesini istedim. Küsmesindi babama, kırılmasındı, kızmasındı ya da, biriktirmesindi olumsuz duygularını, belki yansıtsındı ama, kin tutmasındı. Çünkü denildiği gibi; gölgesi yeterdi bir babanın. Severdi babalar her şeyden önce, kötü niyetli olmazdılar. Bilsindi kardeşim de, sevildiğini hissetsindi. O da keşke benim görebildiğim gibi görebilseydi, babamın neleri düşündüğünü o da bilebilseydi; anlayabilseydi onu, ince ve derin hesaplarını fark edebilseydi. O zaman belki hak verirdi o da, şu dünyada hiçbir şeyin, insanın sevdiği insanlara duyduğu hisleri ondan esirgememek kadar güzel ve önemli olmadığı konusunda bana. Şu üç günlük dünyada, sevdiği insanlara insanın, küsüp kırılabilmek için, daha sonraları pişmanlık duymayacak, vicdan azabının ne olduğunu bilemeyecek, sızlamayacak bir yüreğe sahip olması gerektiğini, hesap edebilirdi.
    Dünya çok küçüktü küsüp kırılabilmek için, insanın ailesinden başka kimsesi yoktu, olamazdı yanında. Kimseler sevemezdi onu onların sevdiği gibi. Yanlarında duramazdı, destek olamazdı. Sonra kısıtlıydı zaman, sevgi bitimsizdi. Yetmezdi kalbe bu dünya, sığmazdı. Bir ömür sevse de yine doymazdı. Keşke derdi her daim kalp, keşke, keşke daha çok sevebilseydim onu, keşke daha çok olabilseydim yanında, keşke sevgiden öte hiçbir şeyin olmadığını idrak edebilseydim daha önceden, keşke hiçbir şeyi onun önüne koymasaydım. Ölümlüydü dünya, ayrılık kaçınılmazdı, yalnızlık kaçınılmaz. Bu küçücük dar zamanları, sevmek ile doldurabilseydim. Kovsaydım gururu kibiri mantığı. Atsaydım hepsini çöpe. Bencilliğimi bir kenara bıraksaydım. Bir tek sevgiye izin verseydim bencil olabilmesi için. Yüreğime seslenseydim: "Haydi! Dilediğin kadar sev!" diye.

    Ve bir aralık gözlerimi kapıyorum burada.

    Vazgeçtim artık. Birilerinin birilerini anlayabilmesi için çabalamaktan vazgeçtim. Birilerine insanların belki de bir şeyleri "o" niyetle değil de, bir başka "şu" niyetle yapabilmiş olabileceğini hatırlatmaktan, onu düşündürmeye çalışmaktan, eminliğinden uzaklaştırmaya, kendi eminliğimde, -örneğin babamın kardeşime duyduğu sevgi konusunda- inandırmak için çabalamaktan yoruldum.

    Vaz geçiyorum baba. Seni seviyorum. Ama artık benim de gücüm kalmadı baba. Pes ediyorum. "Seven sevdiğini alsın." Diyordu galiba bir şarkı, nereden hatırladığımı bilmiyorum bu sözü. Ama artık seven uğraşsın sevdiği için diye düşünüyorum. Seviyorsan sen çabala girdiğin kalbi kaybetmemek için, kayıp gitmemesi için o yer ellerinin arasından kum misali, kuş gibi ansızın ürperip, uçup gitmemesi için.

    Eğer evlatların seni sevsin istiyorsan baba, sen çabalamalısın. Senin yerine bunu yapmaktan ben, yoruldum. Sen ve ben olmak üzere, iki kişinin yerine çabalamaktan yoruldum. Baba. Özür dilerim. Vaz geçiyorum. "Seven sevdiğini alsın." Vazgeçiyorum, seven değer veriyorsa gerçekten, o çabalasın. Ben bıraktım artık.

    Seven sevdiği için çabalasın.

    Bıraktım baba. Hoşça kal.

    Sana içimden veda ediyorum. Eski bana, eski davranışlarıma, içimdeki sana, hayalimdeki sana.

    Ama sen yine de bakma, seviyorum seni, kızma, üzülme. Bir tane babam var, benim babamın da içinde sevgi var. Seni seviyorum baba.

    İçim erir belki. Yine.
    Yine sevebilirim seni.
    Belki.
    Her zamanki gibi.
  • Kanadı kırık kuş ne demektir anlamazdım ben önceden. Anladım ki sensizlikmiş. Bir insanın iki kanadı varmış bir kuş misali... Biri annesi, biri de babası. Sizden uzakta benim kanatlarım kırık babam. Sizsiz uçamaz bu kuş.
    Zamanın nasıl geçtiği pek anlaşılmıyor bir gün uyanıyor ve bakıyorsun ki, saçların ağırmaya başlamış. O genç cahilliğin ortadan kalkmış da sanki bir anda baban gibi olmuşsun. Ben bugün seni anlıyorum babam. Belki biraz geç, belki biraz yetersiz ama pişmanlığım büyük. Seni kırıp üzdüğüm için özür dilerim babam...
  • Şafakta bir kuş misali
    Yalnızım bu ellerde
    Aşık Mahsuni
  • Seni o kadar çok seviyorum ki:
    Denize düşüp yılana sarılır gibi degil;
    Pencerene konmuş kanadı kırık yaralı bir kuş misali #cane
  • Kuş uçmaz kervan geçmez ıssız köşelerden birinde ne zaman geleceği bilinmeyen hayali bir düşmana karşı kurulu bir kale,bir tarafı sislerle örtülü alabildiğine çöl...Hiyerarşik bir düzen içinde her yerden uzakta bir yerde hergün tekrarlanan rutin ritüellerle yalnız bir amaç uğruna ömrünü törpüleyen askerler,subaylar,komutanlar...Aynı simalar,alışkanlıklar,nöbetler,laflar...Aynı düzen,aynı işleyiş,aynı sistem...Tek değişen arada gidip gelenler...Sistem hep aynı,insanları öğütmek üzerine kurulu...Bir taraftan taptaze girenler diğer taraftan ezilmiş çürümüş olarak çıkanlar...Sistem değirmen misali ilk önce hayallerden başlıyor sonra heyecanları ,tutkuları öğütüyor yavaş ve kararlı devirlerle... Gençliği ve gücü alıp götürürken nihayetinde insanı tüketiyor.Sistemleri insanlar şekillendireceğine,insanları sistemler şekillendiriyor ve böylelikle hep bu şekilde dönüp gidiyor bu devran.Sistemin dönüştürdükleri birer dişlisi olup çıkıyor çarkların...Sistem ürettiği hayali korku ve vesveselerle devamını sağlıyor ve insanlar sistemin çarkları arasında tükenip gidiyor.Sistem ,beklenen gün gelip çattığında fırlatıveriyor zamanla çürüttüğü insanı,ömür boyu kopardığı yabancı bir dünyanın ortasına sahipsiz ve yapayalnız...Oysa insan bir köşede sahipsiz bir it gibi gebermektense ,ömrünü tükettiği amaç uğruna canını vermek,tüm fedakarlıklarını onurlu bir ölümle taçlandırmak ister.Ama devamlılığı için ömür heba edilen sistem, tüm gücünü sistemin devamı için harcayana ayakta ölümü çok görür ve onu yatağa mahkum eder.Oysa kahramanlar ayakta ölür.

    Kitap son kısımlarına dek Bastiani Kalesinin sıkıcılığını hissettiriyor okuruna.Anlatılanlar hep aynı ritüeller,aynı vesveseler,aynı bekleyiş...Sıkıyor bazı yerlerinde ama bekleyişler hep sıkıcıdır zaten...Siz Drogo’nun savaşı beklediği gibi ısrarla bekleyin sonu.Tatar Çölü; askerlik anılarınızı,nöbet tutuşlarınızı ve amaçsızca her yere uygun adım yürüyüşlerinizi aklınıza düşürüp sistemi,kanun ve kuralları sorgulamanıza ve eleştirmenize sebep olabilir.Tatar çölü bekleyişin romanı,onurlu bir ölümü bekleyişin...Herşeyi bekleyin ama bu kitabı okumayı beklemeyin,okuyun...