24 Ocak 1948 tarihli mektubu:
“… hayatımda hiç bugünlerdeki kadar sıkılmamış ve imkânsızlıklar içinde çırpınmamıştım… sizi düşünmekten deli olacağım. Filiz yaşında yahut ona yakın bir çocuk görünce elimde olmadan gözlerim yaşarıyor…”*
“Benim çocukluğumun tek kahramanının, dünyadaki tek hayran olduğum adamın ağlaması, tutsak bir kuş gibi demir parmaklıklar arasında hapsedilmesi, saçlarının bembeyaz olması, zayıflaması kim bilir beni nasıl etkiliyordu ki artık iyiden iyiye hayal dünyamda yaşamaya başlamıştım o yaz.”
“Beni asıl düşündüren, çıktıktan sonra karşılaşmaya mecbur olduğum müşkilattır. Çünkü ben ne bir gazetede eşek bir tahrir müdürünün, ne de bir yazıhanede daha eşek bir amirin kumandası altına girebilirim…”