Ben ne zaman ücra bir köye atanıp gittiğim ilk dakikadan beri aklımda hep gitmek olan, bulunduğum yere kendimle birlikte medeniyet götürdüğümü düşünüp, ders anlatırken sınıfa tebeşir fırlatıp “bana bakın o küçük beyinlerinize birkaç şey girsin diye uğraşıyorum burda” diyecek bir öğretmen olacağım.
Çürüyen bir toplumda, sanat doğru sözlüyse, çürümeyi de yansıtmak zorundadır. Ve toplumsal görevinden kaçmadığı sürece, sanat dünyanın değişebileceğini göstermeli, değişmesine yardım etmelidir.
Bütün sanat zamanla koşulludur ve ancak tarih içinde belli bir zamanın düşüncelerini, isteklerini, gereksinmelerini, umutlarını yansıttığı ölçüde insanlığı temsil eder. Ama sanat bu sınırlılığı da aşar ve o tarihsel an içinde insanlığın sürekli gelişme yeteneği olan bir anını da yaratır.