Dinle, canlıların iki yazgısı olabilir: Arı olarak doğanlar, gül olarak doğanlar. İşçi arılar kraliçeleri için ne yaparlar? Gidip bütün güllerden azıcık bal çalar, peteklerine götürürler. Peki, ya gül? Gülün balı kendindedir. Gül balı en sevilen, en değerli bal! Aşık olduğu en tatlı şey, içindedir zaten: Onu başka bir yerde aramasına gerek yoktur. Ama bazen yalnızlıktan iç çeker güller, o tanrısal varlıklar! Cahil güller kendi gizemlerini bilmezler. Bütün güllerin ilki Tanrı'dır.
İkisi arasında, gül ile arı arasında, bence daha şanslı olan arıdır. Sonra yüce bir şansı vardır Arı Beyi'nin! Örneğin, ben Arı Beyi olarak doğdum. Ya sen, Wilhelm? Bana kalırsa sevgili Wilhelm, sen en tatlı yazgıyla ve en acı yazgıyla doğmuşsun: Hem arısın sen, hem gül.
Hep döneceksin buraya, doğru; ama şunu eklemek isterim: Hiçbir zaman uzun kalmayacaksın burada. Bu konuda, sevgili küçük patron, düşlere kapılmak istemiyorum. Senin gibiler, damarlarında iki farklı kan taşıyanlar ne huzur bulurlar ne de memnun olurlar; oradayken burada olmak isterler, buraya döner dönmez de hemen kaçıp gitme isteği duyarlar. Oradan oraya dolaşıp duracaksın sen, hapisten kaçarmış gibi ya da birinin ardına düşmüş gibi; ama aslında kanına karışmış farklı yazgıların ardından gideceksin, çünkü senin kanın çifte hayvan gibidir, bir griffon, bir denizkızı gibi. Zevkine uygun arkadaşlar bula-bilirsin, dünyada rastlanan onca insan arasında; ama sık sık yalnız kalacaksın. Karışık bir kan nadiren arkadaşlarla birlikte olmaktan memnuniyet duyar: Onu gölgeleyen bir şey vardır hep, ama aslında kendi kendini gölgeleyen odur, birbirini gölgeleyen hırsız ile hazine gibi.
"O şimdi şu anda..." diye düşünür düşünmez içimde büyük bir yırtılma duyuyordum, sanki zihnimde siyah bir perde yırtılıyormuş, olağanüstü romanların şimşekleri çakıyormuş gibi.