Gülümsedin, ayağa kalktın, günışığına çıktın. Belki de yüzünün ışığıydı o, fakat seni aşağıya inen uzun yoldan, denizin dibinden bir yerlerden tanıdığımı düşündüm. İçimdeki bir yerden.
Bazen ışık denizin dibine ulaşacak denli güçlü olur.
Hatırladığım şey sevgi –her şeye sevgi– bu tozlu yola, bu şafağa, bu nehir kenarındaki bir güne, kahvede rastladığım bir yabancıya duyduğum sevgi. Hatta, kendime, ki kendini sevmek en güç şeylerden biridir...
"Niye korkuyorsun?" diye sordum kendime, çünkü korku her şeyin temelindedir, hatta aşk bile korkuya dayanır. "Yaptığın herhangi bir şeyde niye korkuyorsun, eninde sonunda ölmeyecek misin?"
Güneş bir insan kalabalığı gibiydi, bir partiydi, müzikti. Güneş evlerin duvarlarında boru gibi ötüyor ve basamaklara vuruyordu. Güneş taşta zamanı gümbürdetiyordu.