The girl on the stretcher believes she has ended. A man says to her: Inti zay el amar.
You are like the moon. Again, translation fails. There is no English equivalent to the lineage of this phrase, a lineage that runs through generations of old movies and love songs and family gatherings. Listen to the sly setting joy and pleading, raw pleading that carries the words as this man tells the girl who lived when so many others died that she is beautiful beyond the bounds of this world.
İşin aslına bakarsanız, bütün sebeplerin altında yatan gizli, dehşet verici başka bir sebep vardı: İlacın işe yaramayacağı korkusu. Ya ilacı almayı sürdürdüğüm halde gene hastalanırsam? İlacı almadığım sürece bu en müthiş korkunun gerçekleşmesi söz konusu olamazdı. Psikiyatrım bilemeden yaşadığım bu dehşeti oldukça erken anlamış. Tuttuğu notlarda kısacık bir gözlem var ki, beni paralize eden bu korkuyu çok doğru özetlemiş: Hasta ilacı bir iyileşme vaadi olarak, eğer ilaç işe yaramazsa bir intihar yolu olarak görüyor. İlacı sürekli alacak olursa, son kurtuluş kapısını kapatacağından korkuyor.
Bana ne olduğunu, nasıl olduğunu hiç anlayamazdım, bir sabah uyandığımda içimin korkuyla dolu olduğunu, bir gün daha yaşamayı nasıl başarabileceğimi bilemediğimi hissederdim.