İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgâh olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak.
Hem kim istemezdi ki on bir yaşındaki bir masumu? Hele bir ev, birkaç da hayvan parası versinler, geldiği gibi giderdi Derdâ. Anasını huzura erdirmek için kocaya varırdı. Evlatlık borcu...
Ben ölünce anneme söyleyin, üzülmesin; Ben onu uzaktan izliyor olacağım. Elimde çiçekler ve böcekler; Belki de beni son kez görecekler.
Öldü gitti diyecekler bir hafta sonra; İyi bilirdik derler, soranlara. İçeri girmeyi denesemde son anda, baya bir kalabalık var sanki salonda.
Ama yaşarken neden yoktunuz yanımda?
Neden bu kalabalık, kim bu bilir kişi?
Samimiymiş gerçekten akrabalık ilişkisi; Tek gömdünüz ama girdim çukura iki kişi.
Tam bir sene oldu, geçmiştir acısı; Ama yerin altında eksik olmaz sancısı.
Anne üzülme demiştim ama sana, neden dünyaya bu kadar yabancısın?