Adelaide pek dindar birisi değildi ama tanrının evlerinde büyülü bi şey olduğunu düşünüyordu
Tanrının güzellik aracılığıyla konuştuğu fikri,ister doğal olsun ister yapay güzelliğin kendisi yüce bir gücün bizimkinin ötesinde bir düzlemin kanıtıydı
Senfoniler ve suluboya resimler deniz manzaraları yıldızlı gökyüzü fizik kanunları kiliseler camiler hepsi daha büyük muhteşem bir şeyin kanıtıydı
aslında kendi başına bir din biçimiydi
inancımı arttıran şey tüm bunların güzelliği
buna inanıyorum güzelliğe zarafete ve büyüye
buna inanıyordu
kendinden daha büyük bir güce
ya kalbim kırıksa diye düşünmüştü ya gençken kırılmışsa ve artık karşımdaki insanda sevgi şefkat uyandıramıyorsa
ya kalbi-ya da bir insanın içinde var olan ve onu sevgiye layık kılan şey her neyse-geri dönülemez biçimde yara aldıysa
şu herkesin yanlışlıkla Shakespeare e atfettiği sözü biliyor musun diye sordu Madison
yağmuru sevdiğini söyleyip yine de şemsiye taşımakla ilgili olanı mı diye karşılık verdi Adelaide
hayır dedi Madison
Beni bir kez kandırırsan sen utan sana ikinci kez kanarsam ben utanayım
Adelaide vaktiyle bir medyumla tanışmıştı hem de Jersey sahilinde ve medyum onun ellerini tutup şöyle demişti neden bu kadar genç öleceğini düşündüğünü bilmiyorum uçurumdan falan atlamayacaksın tatlım