Bu anlamda, “rıza-i Bârî”den başka hiçbir karşılık beklemeden iyilik yapmayı varoluş gayesi kabul etmek, hak duyarlılığını hayata hâkim kılmak, can taşıyan her varlığa merhametle yaklaşmak, elinden ve dilinden emin olunan kimse olmak, kendisi için istediğini herkes için istemek, kendisinin hoşlanmadığı şeyleri de kimseye reva görmemek erdemli bir yaşamın ana çizgileridir.
Bu itibarla daha güzel bir dünya idealiyle, hür iradesini sorumlulukları ile bütünleştirerek erdemli bir hayatın inşası için çalışmak hepimizin en önemli gayesi olmalıdır.
Bugün Ayasofya özelinde mabet hukuku sadece resmî bir açılış yapmakla yerine gelmiş olmaz. Bununla yetinmek, camilerimize bir yenisini eklemekten öte bir şey değildir. Bu hukukun gereği, sabah akşam, gece gündüz ihlas ve samimiyet içinde genciyle yaşlısıyla, kanıdıyla erkeğiyle içinde Yüce Divana durmak ve bizi her türlü kötülükten uzaklaştıracak namazlar kılmaktır. Ayasofya’yı sadece bir ibadet mekânı olmanın ötesinde bir bilgi mekânına, bir birlik mekânına, parçalanmış gönülleri inşa mekânına dönüştürebildiğimiz zamanın hukukun asıl gereğini yerine getirmiş oluruz. Bu hukuku ancak mihrabından ihlas ve samimiyet, minberinden ilim ve hikmet, kürsüsünden ahlak ve adalet yaymakla, minarelerinden hakka, hakikate ve merhamete çağrıda bulunmakla yerine getirebiliriz.
Burada altı çizilmesi gereken önemli olan husus şudur: Camiye dönüştürme işlemi, zannedildiği gibi ‘kılıç’ ile değil ‘hukuk’ ve karşılıklı antlaşma ile yapılmıştır. Medyada konuşulup tartışıldığı gibi İslam fıkhında ‘kılıç hakkı’ diye bir şey yoktur. Müslümanlar fethettikleri yerlerde mabetlerin camiye dönüştürülme işlemini mutlak surette yapılan antlaşmalara kaydederek, bu işlemi zorbalıkla değil, hukuk yolunda gerçekleştirmişlerdir.
Savaş marifetiyle fethedilen yerlerdeki ibadet mekânları da dokunulmaz olmakla birlikte bunlarla ilgili uygulamalarda bazı farklılıklar söz konusu olmuştur. Buna göre savaşlar fethedilen şehrin sembolü niteliğindeki en büyük mabedin gerek dinî ve idari ihtiyaçlar gözetilerek gerekse de egemenlik sembolü olarak camiye dönüştürülmesi, bir kural olarak benimsenmiştir. Şam Ümeyye Cami, Kurtuba Ulu Cami ve Ayasofya Cami bunun en önemli örnekleridir.