Diğer taraftan ahiret inancı, kişinin bu dünyada yüzleştiği korkuları yatıştırıp güven temin etme, sıkıntılar için teselli, yoksunlar için telafi gibi insani bir çok istek ve ihtiyacı karşılamada korunaklı bir sığınaktır. Dolayısıyla bu inanış; dünyada anlam, yeryüzü-gökyüzü arasında değer problemi yaşayan, karşılaştığı sorunlarla ilgili sebep-sonuç ilişkisi kuramayıp sağlıklı değerlendirmeler yapmakta zorlanan insanın elinden tutan büyük bir dayanaktır.
Başlangıç noktasını, insanoğlunun dünya yürüyüşünü sona erdiren ölüm gerçeğinin teşkil ettiği ahiretin ve ona yönelik muhkem inanışın ilk aşaması hiç şüphesiz imandır. Salim fıtratın tabii neticesi, nereden geldiğimizin nişanesi iman, Bilgiyle taçlanarak marifetullah ve mehafetullahla birleştiğinde, bizi doğrudan nereye gideceğimizin açık adresi olan ahireti ve ona imana sevk edecektir.
Yeryüzünün öznesi insanın, onu omuzlarında taşıyan dünyanın, muhteşem sahne kâinatın ve dahi canlı-cansız tüm sistemin, kendisine takdir edilen ömrünün nihayete ermesiyle ilahi kanun bozulacak ve gün kıyamet olacaktır. Sonun başlangıcı olan, azamet ve ikram sahibi Rabbimizin zatından başka hiçbir şeyin varlık gösteremediği bu dehşetli günün ardından, bozulan düzen yeniden kurulacak ve dinî literatürde “ahiret” adını verdiğimiz ikinci ve nihayetsiz bir hayat başlayacaktır.
Neticede arzularının esiri olmuş ve disipline edilmemiş bir nefsi taşımanın karşılığı; inancı ve samimiyeti göz ardı eden söz ve eylemler, güzel ahlaka dayanmayan şeklî dindarlıklar, ilkel gerekçelerle başkalarını ötekileştirme, kibir, çıkar ilişkileri gibi bir çok menfi bireysel, sosyal, dinî ve ahlaki travma olarak tebarüz etmektedir. Buna mukabil, yaratıcımızın bizlere Hz. Peygamber’in örnekliği yoluyla bildirdiği, kardeşlik, yardımlaşma diğerkâmlık, îsâr gibi olumlu beşeri idealler ise nefislerimizi arındırıp iyiliğe doğru yol almanın ve neticede Kur’an ahlakı ile hemhal olmanı güzel sonuçlarıdır.