-Ya Rabbi! Muhammed hakkı için Sen'den beni bağışlamanı istiyorum." dedi. Allah Teâlâ:
-Ey Adem! Henüz yaratmadığımı hâlde Muhammed'i sen nereden bildin?» buyurdu.
Adem
-Yâ Rabbi! Sen beni yaratıp bana rûhundan üflediğinde başımı kaldırdım, arşın sütunları üzerinde "Lâ ilahe illallah, Muhammedü'r-Rasûlullah" cümlesinin yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki Sen, zâtının ismine ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edersin!» dedi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ:
Doğru söyledin ey Adem! Hakikaten O, Ben'im için mahlükâtın en sevimlisidir. O'nun hakkı için Bana duâ et. (Mâdem ki duâ ettin,) Ben de seni bağışladım. Şâyet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım!» buyurdu."
__Kulenin üst katında, ovalara bakan ferah bir odada ihtiyar Safiye Hanım'la Keşan'ın Molla Ağalarını görüşüyorum. Soyumuzun şeceresini bir tutturuveriyor ki gözlerim kararıyor. Neme lâzım
Ey mucize! İnsan, kendi bedeninin bir kılının nasıl karadan aka dönüştüğünü bilemezken, her şeyin Yara- tıcı'sını nasıl olur da bilebilir? Özetlemeyi ya da irdelemeyi bilmeyen;İlk'i ve Son'u, değişmeleri, nedenleri, gerçeklikleri, hayalleri bilmeyen insan, süreklilikte var olan O'nun hakkında bilgi edinme olanağına sahip değildir. Hamdolsun O'na ki onları Ad'la, sınırlamayla, belirtiyle örttü. Onları bir sözcük altında, bir koşul, yetkinlik altında, ve öncesiz sonrasız var olandan gelen bir güzellik altında gizledi. Yürek bir et parçasıdır; bundan dolayı Tanrı bilgisi, orada yer almaz, çünkü Tanrısal bir şeydir.