Yıl 1899.Yer İstanbul Büyükada.Karanfil Sokağı’nda iki odalı bir sayfiye evi.Recaizade Mahmud Ekrem, eşi Güzide Hanım ile birlikte matemini sessizce burada yaşadı.
Önceleri cemiyet hayatından hoşlanan yazar, artık kimseleri görmek istemiyordu. Aksi halde yaşamın 14 yaşında ölen oğlu Nijad’ın anısına haksızlık olacağını düşünüyordu. İstisnasız her gün ağlıyordu.
Üç oğulları olmuştu: Emced, Nijad ve Ercüment.
Oğlu Emced, bakıcısının dikkatsizliği sonucu 1.5 yaşında yatağa mahkûm olmuş; 20 yıllık yaşamı boyunca hiç konuşamadan vefat etmişti.
Oğlu Nijad evin neşe kaynağıydı. Hareketli ve hep güler yüzlüydü. Edebiyata meraklıydı. Çok iyi resim yapıyordu.
Recaizade Mahmud Ekrem, oğlu Nijad’a tutkundu. Ona ayrı bir sevgisi vardı. Kuşkusuz diğer oğlu Ercüment Ekrem’i de seviyordu ama Nijad’ın yeri bambaşkaydı.
Ve Nijad yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayıp ölünce Recaizade Mahmud Ekrem yıkıldı; bir türlü toparlanamadı ve Büyükada’ya sığındı.
AH NİJAD
Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayalin çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor.
Dağda kırda rast getirsem bir dere
Gözyaşlarımı akıtarak çağlarım.
Yollardaki ufak ufak izlere
Yenin sanıp bakar bakar ağlarım.
Güneş güler, kuşlar uçar havada
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler...
Yalnız mısın o karanlık yuvada?
Yok mu seni bir kayırır bir bekler?..