lain

ölüler sakin sakin yatıyor, bizse hem hareket ediyor, işimizle meşgul oluyor, konuşuyor, hatta gülüşüyorduk, hem de uyur gezer gibiydik. hareketlerimiz kendinden emin ve hızlı, emirler açıktı, eksiksizce yerine getiriliyordu, ama herhangi birimize ansızın kim olduğu sorulsa, bulanıklaşan beyninde cevabı çok zor bulurdu. (...) gece belli etmeden çöküyordu ve biz daha onu fark edip nereden çıktığına şaşmaya vakit bulamadan güneş yeniden tepemizde yanmaya başlıyordu.
Sayfa 6·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
kurutucu ve yakıcı sıcak bedenin derinliklerine, kemiklerine, beyne sızıyordu ve zaman zaman öyle geliyordu ki insana, omuzlarının üstünde sallananlar baş değil, sıra dışı ve acayip kürelerdi; hem ağır, hem hafif, hem yabancı, hem korkunç.
Sayfa 2·Kitabı okudu
“düşünsene; doğurduğun her üç çocuktan biri katil, öbürü kurban, üçüncüsü ise yargıç ve cellat olur. her gün katilleri öldürürler, her gün yeni katiller doğar; her gün katiller vicdanı öldürür, vicdan da katilleri idam eder; sonuçta ikiside varlığını sürdürmektedir. katiller de vicdan da. nasıl bir sisin içinde yaşıyoruz böyle! insanın yaradılıştan beri ettiği tüm sözleri dinle, konuşanı ne sanırsın? düpedüz tanrıdır bu. ilk doğduğu günden itibaren insanların tüm yaptıklarına bir bak, mide bulantısından isyan edersin. düpedüz sürüdür bu. insan binlerce yıldır boşu boşuna kendisi ile savaşmış durmuş ve ruhunu hâlâ acıdan kurtaramamış; insanın bu esir ruhunun takatsizliği artık dehşet verici, korkunç boyutlara varmış, ama nihai yargıç hâlâ herkesi geleceğim diyerek oyalıyor… oysa hiçbir zaman gelmeyecek, bak benden sana söylemesi; şu yaşamda hep bir başınayız ey insan evladı!”
Sayfa 113·Kitabı okudu
“bir keresinde taşın üzerine oturunca kertenkelenin birini ürküttüm; sanırım ayaklarımın arasında haşır huşur çimenlere daldı ve kayboldu. belki de yılandı, emin değilim. ama taşın altına girip kayboluveren bir kertenkele ya da küçük bir yılan olmayı nasıl isterdim: şu uzun boyum, bütün beden ölçülerim, ellerim, hepsi Beni rahatsız etmeye başlıyor; ölçülerim görünmez olmayı müthiş zorlaştırıyor. bazen bir köşeye çekilip yüzüme bakıyorum: herkesin görebildiği bir yüzüm olduğunu düşünmek nasıl da acı verici. acaba önceleri karanlıktan neden o kadar korkmuşum? oysa ne kadar güzel saklıyor, bütün gereksiz şeyler karanlığın içinde yok olup gidebiliyor. deri değiştiren bütün hayvanlar da içten içe benzer bir utanç, korku ve huzursuzluk duydukları için tek başlarına kalabilecek bir yer arıyor olmalı…”
Sayfa 105·Kitabı okudu
“kukla tiyatrosu nasıldır, bilir misin? kuklalardan biri yırtılırsa diğeri ile değiştirilir, ama tiyatro devam eder, müzik kesilmez, izleyiciler sevinçle alkışlar, çok ilginçtir. izleyici, yırtılmış kuklayı nereye attılar diye endişelenir mi, hiç onu çöp kutusuna dek izler mi? hayır, oyunu izlemeyi sürdürür ve eğlencesine bakar. işte her şey Bana da böyle eğlenceli gelmişti; davullarım davetkâr biçimde çalınışı, kuklaların attıkları matrak taklalar öylesine hoşuma gitmişti ki, Ben de bizzat aktör olmak istemiştim… Ah, nereden bilecektim, bütün bunların oyun olmadığını; eğer kukla sensen o çöp kutusunun bu kadar korkunç olduğunu; kuklaların da yırtıklarından kan sızdığını…”
Sayfa 75·Kitabı okudu