Tırnaklarını şöyle onbeş gün uzatmalı insan. Ah! nasıl da hoştur, üstdudağında henüz bir şey bulunmayan, gözleri kocaman kocaman açılmış bir çocuğu yatağından hoyratça koparıp almak ve elini alnının üzerinden usulca geçirir gibi yapıp güzelim saçlarını geriye yatırmak!
Sonra, birden, hiç beklemediği bir anda, öldürmeyecek şekilde, uzun tırnakları onun yumuşak göğsüne daldırmak; çünkü, eğer ölürse, daha sonraki mutsuzluklarını görmek zevkinden yoksun kalırsınız. Sonra, yaralarını yalayarak kanını içersiniz; ve bu, sonsuzluk kadar uzun süre içinde, çocuk ağlar. Biraz önce anlattığım yöntemle sağlanan ve henüz sıcaklığını yitirmemiş kandan daha hoş bir şey yoktur yeryüzünde. Yeter ki bu, tuz gibi acı gözyaşları olmasın.