"Seninle iyi geçinebileceğimi düşünmüştüm," dedi Barış. Sesi kızmış gibiydi ama bana mı, kendine mi kızıyor halinden anlaşılmıyordu. "Ama senin hiçbir farkın yok."
Ona bakıp "Neyden farkım yok?" diye sordum. Ona küsmem, merak etmeyeceğim anlamına gelmiyordu.
"Herkesten." diye söylenip yanımdan ayrıldı.
"Önce ciddi olduğunu düşündüm çünkü gerçekten korkmuş görünüyordun. Yazmaya başladıktan kısa süre sonra sadece takıldığına karar verdim ama yine de devam ettim. Hoşuna gidebileceğini düşündüm."
Başım fena hâlde beladaydı sevgili okur. Üstelik bunun fareli evim, beş parasız kalmam, ablamdan yediğim azar ya da babamın kulaklarımı koparma ihtimaliyle hiçbir alakası yoktu.
"Ben Bensu'yu seviyorum."
Çiçek de beni onaylayınca Jülide'ye baktık ama o omuz silkmekle yetindi. Sonra da odasına gideceğini söyleyerek salondan çıktı.
"Sevmediğini söylemedi." dedi Çiçek tüm iyi niyetiyle. "Bence bizi de seviyor. Bugün menekşelerimi sulamış."
"Sana fazla iyi niyetli olduğunu söyleyen oldu mu?"
"Jülide bana dünya barışı diyor."
"Yakışıklı mıydı?" diye sordu Jülide.
"Nasıl görünüyordu?" diyerek ona katılan Çiçek'ti. Jülide perdelerimizi tamir ederken onu izliyorduk.
"Yani, öyle dillere destan biri değildi."
"E, sen de değilsin."
"Biliyorum Jülide."