Yoğunlaşmayı öğrenmeye çalışmak başta güç gelebilir; kişiye hedefe hiç ulaşamayacakmış gibi görünebilir. Bu da sabrın neden denli gerekli olduğunun kanıtıdır. Eğer kişi her şeyin bir süresi olduğunu bilmez, şeyleri zorlarsa, gerçekten de ne yoğunlaşmada ne de sevme sanatında ustalaşabilir.
Dikkat toplamak demek, bu anı, bu arada ve şimdiyi tam anlamıyla yaşamak, şu anda bir şey yaparken bir sonrakini düşünmemek demektir. Yoğunlaşmayı en çok, birbirini seven iki insanın yaşayabileceğini söylemeye gerek yoktur.
(...) kişi her yaptığı işte, müzik dinlerken, kitap okurken, konuşurken, manzara seyrederken de yoğunlaşmayı öğrenmelidir. O anki faaliyet kişinin tümüyle kendini verdiği, en önemli şey olmalıdır.
Yalnız başına kalmayı deneyen bir kişi bunun güçlüğünü anlayacaktır. Rahatsız olacak, yerinde duramayacak ve endişe duymaya başlayacaktır. Bu uygulamayı sürdürmedeki isteksizliğine neden uydurmaya çalışacak, onun değersiz, saçma olduğunu, çok zaman aldığını vs söyleyerek kendini haklı çıkarmaya uğraşacaktır. Aynı zamanda kafasını dolduran tüm düşüncelerin ona hakim olduğunu görecektir. Kafasının içini boşaltıp dinlenmeyi umarken bir dolu düşüncenin kafasına üşüşüverdiğini, günün daha sonraki saatleri için planlar yaptığını, işindeki bir güçlüğünü, gece gidebileceği yerleri düşündüğünü fark edecektir.
Yoğunlaşmayı öğrenmede atılacak en önemli adım, kişinin okumadan, radyo dinlemeden, sigara ve içki içmeden yalnız kalabilmeyi öğrenmesidir; bu beceri de sevme becerisi için bir koşuldur.
Bir insana salt kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir. Aradaki bağın sevgiyle hiçbir alakası yoktur.
Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilmek becerisi, sevme becerisinin koşuludur.