Rollo May’in "Aşk ve İrade" kitabında ortaya koyduğu bakış açısı, aslında modern insanın ilişkilerde yaşadığı en büyük samimiyetsizliği ve yalnızlığı deşifre ediyor. May’e göre günümüz insanının en büyük yanılgısı, sevgiyi sadece içsel bir coşku, ilk görüşte aşk ya da hormonal bir çekimden ibaret sanmasıdır. Oysa gerçek sevgi, içinde çok güçlü bir niyet ve kararlılık barındırır. İşte bu noktada öncelik vermek kavramı, kuru bir duygudan çıkıp ahlaki ve psikolojik bir eyleme dönüşür.
Kitap sevginin zıttının nefret değil, kayıtsızlık olduğunu öne sürüyor. Birinden nefret ettiğinizde bile onunla bir bağınız vardır, ona öfkelenir, onun üzerine düşünür, yani ona bir şekilde zihninizde yer ayırırsınız. Ancak kayıtsızlık, bir insanı hayatınızda "olsa da olur, olmasa da olur" çizgisine çekmektir. Bir insana sürekli meşgul olduğunuzu söylemek, ona zaman ayırmamak ya da onu sadece kendi boş vakitlerinizin bir dolgu malzemesi haline getirmek, May’in bahsettiği o yıkıcı kayıtsızlığın modern maskesi haline gelmiş. Bu durum karşı tarafa, ikinci planda olduğunun mesajını verir ki bu, nefretten çok daha inciticidir. Burada devreye kitabın adındaki ikinci kelime, yani "irade" girer. Rollo May, iradeyi bilinçli bir seçim yapma ve bu seçimin arkasında durma gücü olarak tanımlar. Herkesin çok yoğun olduğu, iş hayatının, sosyal medyanın ve günlük kaygıların dikkatimizi bin parçaya böldüğü modern dünyada birine öncelik vermek kendiliğinden gerçekleşmez. Büyük bir irade savaşı gerektirir. Gerçekten öncelik vermek karşındaki insana tamamen teslim olabilmektir. Bu yüzden birine öncelik tanımak, sadece ona zaman ayırmak değil, kendi hayat alanından ve konforundan onun için fedakarlık yapmayı göze almaktır.
Yani bir insanı sevdiğinizi iddia ediyorsanız, bunun kanıtı hissettiğiniz güzel