Ara sıra Dr. Dreehüs'e telefon etmek geçiyor aklımdan, ama sonra beni amacıma ulaştıracak yöntemleri düşünüyorum, onları nasıl ortaya çıkarabileceğimi, nasıl kullanacağımı bildiğimi sanıyorum. Dr. Dreehüs'e telefon etmiyorum.
Babam ezilmiş bir küçük pasta ile bir fincan tabağı çıkardı çantasından, pastasının naylon ambalajını özene bezene açtı ve onu dikkatlice fincan tabağının üzerine oturttu. Bu durumu dakikalarca dayanılmaz buldum. Sıkıntılı ve üzücüydü. Utanıyordum. Sonra geçti, utancım azaldı, silindi, sonra da birden sonra erdi. Arkama yaslandım, babamın bir mum çıkarmasını, onu pastaya oturtmasını, gazete kağıdına sardığı kadehi alıp içine ezilmiş, incecik demet çiçeği -anlayabildiğim kadarıyla annemle babamın balkonunda yetişen çiçeklerdendi- yerleştirmesini seyrettim.
Babam, uzun bir süre bu havai fişeklerin kendisi için atıldığına inandığını söyledi. Sadece onun için atıldığına ve annesinin hediyesi olduğuna, aslında tek hediyesi. Bu havai fişeklerin kendisiyle ilgili olmadığını anladığında herhalde yedi yaşındaymış.