Bir şeylerden vazgeçmeyi ilk önce çocuklukta öğreniriz. Hüsranın nimetleri, faydaları ve alabildiğine gerçek ızdırabıyla çocuklukta tanışırız. Ve hepsinden önemlisi, megalomanimizden, dünyanın bizim ihtiyaç ve isteklerimizin etrafında örgütlendiği yollu alimi mutlak ve kadiri mutlak varsayımımızdan vazgeçmeye ve ihtiyaç duyduğumuz insanları elimizde bir kumanda varmış gibi kontrol edemeyeceğimizi yavaş yavaş kabullenmeye çocuklukta teşvik ediliriz. Öyle ki fedakârlıktan bah-setmeden büyümekten bahsetmek mümkün değil artık. Soru daima şu: Gelişmek için, hayatlarımızın bir sonraki aşamasına geçmek için neyi feda edeceğiz?
Hiç bir şey düşünemiyorum. Kafamda belirleyemediğim bazı şeylere kızıyorum sadece. Bir ad veremediğim kişiye söylenip duruyorum. Bunu bana yapmalarına engel olsaydın, bunu bana yapmasaydın, neden sen de onlarla birlik oldun? Benimle neden uğraşıyorsunuz? Benden ne istiyorsunuz? Neden her şeyi, tam istemediğim sırada veriyorsunuz bana? Neden bu kadar bekletiyorsunuz? Neden bir şeyi elde etmenin anlamı kalmayıncaya kadar, onu vermemekte inat ediyorsunuz?