Tanım, kendi içinde (başka şey-lerle ilgili olarak değil) düşünülmüş bir şeyin ayırt edici işaretinin ifadesidir. Dahası, ifade edilen ayrım, tanımlanan şeye içkin olan özün bir ayrımı olmalıdır.
Kötü dediğimiz her şey kesin olarak zorunludur. Dahası, dışardan gelir: raslantıların zorunluluğu. Ölüm, yoktan geldiği için, daha da zorunludur. İlk başta, içinde gerçekleşebileceği ortalama bir süre bir bağ olarak verilirse, varoluşun ortalama bir süresi olacaktır. Daha ileride, raslantılar ve dışsal duygulanımlar onun gerçekleşmesini her an engelleyebilir. Bizi ölümün bize içkin olduğuna inandıran şey ölümün zorunluluğudur. Gerçekte yıkımlar ve dağılmalar, kendinde olan bağlarımızla ya da özlerimizle ilgili değildirler. Onlar sadece, geçici olarak bize ait olan ve sonra bizimkinden başka ilişkiler içine sokulan, uzamsal parçalarımızla ilgilidir.
Güçlenmek, kendi doğası ile uyuşan şeylerle birleşmek için, kendi ilişkilerini, kendi ilişkileriyle uyuşan ilişkilerle birleştirerek gücünü arttırmak için karşılaştığı şeyleri gücü yettikçe düzenlemeye çalışan birey iyi (özgür, akılcı ya da güçlü) olarak adlandırılır. İyilik bir canlılık güç ve güçler birleşimi sorunudur.
Tüm yaşamında ve düşünme dizgesinde Spinoza, insanların memnun olduğu sahte görünüşlere karşı duran pozitif olumlayıcı bir yaşam tarzını amaç edinmişti. Sadece bununla yetinmeyip yaşama karşı nefret duyuyorlardı ve ona karşı utanç içindeydiler. Ölüm kültürünü arttırarak her zaman için yaşamı yok etmek ile, yaralama ile doğrudan ya da yavaş yavaş öldürmeyle uğraşan, zalim ile köle, papaz, yargıç ve askerin birliğini oluşturarak, yasalarla, mallarla, görevlerle, imparatorluklarla onu yere sererek ya da boğarak uğraşan bir insanlık, işte Spinoza’nın dünyada buldukları. Evrenin ve insanlığın aldatılışı, Spinoza’nın bu dünyada tespit ettiği şeydir.