"Şair ecel saatinin geldiğini hissedince, derhal öldürecek ve bedeninin dokularını anında yok edecek olan bir banyoya dalmaya karar vermiş. Bu suyun formülünü şairin kendisi bulmuş." İşte hayalimiz, bilgiç ve felsefi hayalimiz böyle çalışır, bütün kuvvetleri şiddetlendirir, hayatta da ölümde de mutlağı arar. Madem ki kaybolmak gerekmektedir, madem ki ölüm içgüdüsü en rahat hayata bile kendini kabul ettirmektedir, öyleyse bütün halinde ölelim ve kaybolalım. Hayatımızın ateşini bir üstün-ateşle, varlığın ta kalbine yokluğu oturtacak olan, alevsiz ve külsüz, insanüstü bir üstün-ateşle yok edelim. Ateş kendi kendini yiyince, güç kendine karşı dönünce, varlık yitip gidişi anında bütünselleşiyormuş gibi görünür, yok oluşunun şiddeti var oluşunun en üstün kanıtı, en açık kanıtıymış gibi görünür. Varlığın sezgisinin ta kökündeki bu çelişki sonsuz değer dönüşümlerine şevk vermektedir.