Tan

Novalis de toprağın sıcak mahremiyetinin rüyasını gör­dü. Ona göre madenci "başaşağı duran müneccimdir." Novalis bir ışık yayılmasında çok yoğunlaşmış bir ısıyla yaşar. "Karanlık derinliklerin kenarında" kaç kere düşünceye dalmıştır! Maden ocağı mühendisi olduğu için maden şairi olmamıştır o; yeraltının çağrısına uymak için, "calidum innatum"a dönmek için, şairken mühendis olmuştur. Dediği gibi, madenci "semavi armağanları kabul etmeye ve dünyanın ve sefaletlerinin ötesinde neşeyle coş­maya" hazırlanmış olan, derinliğin kahramanıdır. Madenci Top­rağın şarkısını söyler: "Kendini O'na bağlı -ve mahremiyetiyle bir­leşmiş hisseder; yavukluya karşı aynı harareti -O'na karşı da his­seder." Toprak ana göğsüdür, bir çocuğun bilinçdışı için ana ku­cağı gibi sıcaktır. Aynı sıcaklık hem taşı hem de kalpleri canlan­dırır. "Sanki madencinin damarlarında onu delmeye özendiren toprağın iç ateşi vardır."
Sayfa 42·Kitabı okudu
Derinlik gizlenen şeydir; söylen­meyen şeydir. Onu düşünme hakkı her zaman vardır.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Ne kadar geri gidilirse gidilsin, yemeğin tat açısından değeri besin değerini geçer ve insan zekasını acıda de­ğil sevinçte bulmuştur. Fazlanın fethi gereklinin fethinden daha büyük bir uyarım sağlar. İnsan ihtiyacın eseri değil, arzunun ese­ridir.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Çoğu zaman düşünmüşümdür, hangisini bulgulamak daha kolay diye: Okyanusun derinliğini mi yoksa derinliğini mi insan yüreğinin? Çoğu kez, direklerin arasında, düzensiz bir biçimde sallanırken ay, ben, elim alnımda, teknenin üzerinde ayakta ve peşine düştüğüm amaçtan başka her şeyi dışlamış, bu zor sorunu çözümlemeye çalışırken yakalarım kendimi! Evet, hangisi daha derin, ikisinden hangisi daha ulaşılmaz: Okyanus mu yoksa insan yüreği mi?
Edebiyat
Ey ahtapot, ipek bakışlı! sen, ruhu benim ruhumdan ayrılmaz olan; sen yeryüzü küresinin en güzel yaratığı; sen, dört yüz vantuzlu bir sarayın padişahı; sen, açık yürekli, uysal erdemin ve tanrısal iyiliklerin oybirliğiyle ve dile sığmaz bir bağla, kendi doğal yurtlarındaymışçasına, soylu bir şekilde yurtlandıkları sen, neden benimle birlikte değilsin, senin civa karnın benim alüminyum bağrıma dayanmış, ikimiz kıyının kayalıkları üzerinde, seyretmek için bu taptığım manzarayı! Billur dalgalı yaşlı okyanus, muçoların yaralı sırtında görülen mor izlere benziyorsun biraz; yeryüzünün vücuduna dövülmüş uçsuz bucaksız bir mavisin sen; seviyorum bu karşılaştırmayı. Senin, ilk görüşte, tatlı melteminin mırıltısıymış gibi gelen uzun bir keder esintisi, silinmez izler bırakarak geçer derinlerinden sarsılmış ruhun üzerinden, ve farkına varmadan sana vurulanların anısını hatırlarsın, ve insanın, yakasını bir daha
Edebiyat