Özgürlük mutluluktur. Ben bir insan ve öğretmen olarak özgürlüğümü savunduğu için hapisteyim. Tüm ömrümce gençlere erdemli olmayı ve kötü alışkanlıklardan uzak durmayı öğütledim. Erdemli yaşamak, nesnelerin dış görünüşlerine aldanmamak, toprağın altında, bulutların üzerinde var olanları ve saklananları merak etmek ve öğrenmeye çalışmaktır. Öğrencilerime kuşku sanatını kendi akıllarıyla düşünmeyi ve doğru davranmayı öğrettim. Gerçek bilgenin, bilmediğini bilen kişi olduğunu defalarca yineledim çünkü bilmediğini bilen kişi daima bilginin peşine düşürecektir.
Ben ebeveynliğin davranışlarımızı etkilemesine izin verebilirdim, sense davranışlarımızı yönetmesine. Bu ince bir ayrım gibi görünse de, gece ve gündüz gibi aslında.
Bazen suçluluğu güçlü bir susuzlukla, kana kana içme zevkine kendimi bıraktığım da doğru. Zevkine bırakmak dedim ya... Bu suçluluk içinde debelenmenin, kendime itibar kazandıran kibirli bir yanı var. Suç, insana müthiş bir güç veriyor. Üstelik işleri de kolaylaştırıyor. Yalnızca seyirciler ve kurbanlar için değil suçlular için de kaosa bir düzen getiriyor. Suçluluk başkalarının teselli bulabileceğini dersler veriyor: Şöyle yapmasaydı keşke... Dolayısıyla trajediyi kaçınılmaz kılıyor. Eksiksiz sorumluluğun üstlenilmesinden kırılgan bir huzur bile bulunabilir.