Kitabı okurken kendimi sadece bir biyografi okuyor gibi hissetmedim. Sanki bir öğretmenin hayat yolculuğuna tanıklık ediyor, eğitim anlayışının nasıl bir karakter ve ahlak meselesi olduğunu yeniden düşünüyordum.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, Mahir İz’in öğretmenliği yalnızca bir meslek olarak değil, bir gönül işi olarak görmesiydi. Öğrencilerine yaklaşımındaki samimiyet, kültüre ve dile verdiği önem, eğitimde insan yetiştirmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bana bir kez daha hatırlattı.
Okurken sık sık şunu düşündüm: Bir öğretmenin gerçek mirası, anlattığı konular değil; öğrencilerinin hayatında bıraktığı izdir. Mahir İz de tam olarak böyle bir iz bırakmış. Onun eğitim anlayışında bilgi kadar ahlak, edep ve şahsiyet de önemli bir yer tutuyor.
Ben bu kitabı okurken hem geçmişin eğitim dünyasını gördüm hem de bugünün öğretmenliği üzerine düşünme fırsatı buldum. Eğitimle ilgilenen herkesin, özellikle öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının bu kitabı okumasının çok kıymetli olacağını düşünüyorum.