Birinci Cihan Harbi’ymiş beni Horhor'daki konağa evlatlık verdiklerinde.
O zamanlar ya yedi ya da on yaşındaymışım.
Beni bırakan, treni kaçırmayım, tez olayım diyip gitmiş.
"Anne sen çıkma karşıma. Kimse çıkmasın. Gideceğim Almanya'ya. Babam da tek söz etmesin. Buradaki hayatımız sürünmek. Sabahın köründen akşamın karanlığına çalış, aldığın parayla ekmeğine katık edeme. Yaşıtlarınla Beyoglu'na çıkıp iki bira içeme.."
Her öfkelendiğinde bunları söylerdi.
"Efem, oğlum, bira o kadar lazım mı ki? İçki günahtır efem. Müslümanlıkta yoktur."
"Müslümanlıkta aç oturmak günah değil mi, anacığım?"
- Be anacığım. Sen de gelirsin pazarın bitimine. Sabahtan gelsen iyisini alırsın. Hem ucuz istersin hem de iyi.
Ninem gereksiz bir acele içinde,
— Niçin ucuz kötü olacak? derdi. Benim gül kokulu memleketimde her bir şey hem ucuz hem iyiydi. Biz zaten yapardık kendimiz bostancılık. Yetiştirirdik her şeyi elceğizlerimizle.
- Gelmeyeydin, anacığım, buralara, derdi adam arkamızdan.