Hukuk kendi temel sınırlarından saptığı zaman,bizzat kendisinden korumasını beklediğimiz adaleti yok etme, bireysel hakları sınırlandırma ve hatta tahrip etmeye yöneldiğini görüyoruz. Hukuk toplumsal (kolektif) gücü, hiçbir sorumluluk hissetmeden başkalarının kişilik, özgürlük ve mülkiyet haklarına saygı duymadan istismar edenlerin hizmetine verilmiştir.
Erken Bizans, Hristiyanlığı Greko-Romen geleneğiyle bütünleştirdi; Hristiyan dogmasını tanımladı ve Hristiyan yaşamın yapılarını kurdu; bir Hristiyan edebiyatı ve bir Hristiyan sanatı yarattı.
Atatürk, 30 Ağustos 1925'te Kastamonu'da tarikatlara,cemaatlere karşı halkı şöyle uyardı: " Bugün ilmin ve fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericiliğiyle maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türkiye toplumunda varlığını asla kabul etmiyoruz. Efendiler, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler,müritler,mensuplar memleketi olamaz.
Efendiler biz bir maksat takip ediyoruz: Milletin, devletin istiklâlini muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen saklı olacaktır. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, tamamı tahrip edilse, tamamı ateşler içinde bırakılsa; biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan müdafaa ile meşgul olacağız.
Konuşmanın gelişmesi,beynin, özellikle bilgi depolamayla ilgili kısımların (bellek) büyümesi üzerine büyük bir seçilim baskısı uygulamıştır. Büyüyen bu beyin,sanat,edebiyat,matematik ve bilimin gelişmesini mümkün kılmıştır.