Kendini anlayabilsin diye, aradığı ve hala aramakta olduğu şeyin ne olduğunu, ne istediğini ve dolayısıyla da ne olduğunu görebilsin diye rol alır insan. Ona dışarıdan gelmesi gereken bir bilgidir bu.
Erdemli bir yaşam yerine uzun, mutlu ve parlak bir yaşam sürmek isteyenler tıpkı daima büyük roller -zafer ve gösterişi temsil eden roller- oynamak isteyen budala aktörler gibidir. Zira asıl önemli olan şeyin neyi oynadıkları veya ne kadar oynadıkları değil nasıl oynadıkları olduğunu görmezler.
Dolayısıyla hiç kimse, sadece öyle olmayı arzu ettiği için şu veya bu kişi değildir, ne kadar içtenlikle dilemiş olursa olsun. Eylemleri, onun içsel ve değişmez karakterinden kaynaklanır ve güdülerle daha yakın ve daha özel bir biçimde belirlenir. Dolayısıyla bir insanın davranışı, onun hem karakteri hem de güdüsünün zorunlu sonucudur.
Her insanın bireyselliğinin yani belirli bir zekâ ile belirli bir karakterin birleşiminin onun bütün eylemlerini ve düşüncelerini, tıpkı derinlere etki eden bir boya gibi, en önemsiz detaylarına kadar kesin olarak belirlemesi ve sonuç olarak da bir insanın hayatının bütün akışının bir başka deyimle onun içsel ve dışsal tarihinin nasıl da böyle tümüyle farklı olduğunun ortaya çıkması muhteşem bir şeydir.