Birkaç hafta öncesinden bu zayıflık ve bu mantıksız kölelikten kaçıyorlardı; çünkü dış dünyanın karşısında yalnız değillerdi ve belli bir ölçüde, onlarla yaşamakta olan varlık, onların evreninin önüne yerleşiyordu. O andan başlayarak, tersine, görünüşte kendilerini gökyüzünün kaprislerine bıraktılar, yani mantıksızca umut ettiler ve acı çektiler.
Evet, sürekli olarak içimizde taşıdığımız o boşluk, o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin yanan okları; işte buydu sürgün duygusu.
Ancak böylesine basit duyguları dile getirmek için en ufak bir sözcük ona binlerce acıya patlıyordu. Sonunda bu güçlük onun en büyük derdi olmuştu: "Ah doktor," diyordu, "kendimi dile getirmeyi nasıl da öğrenmek isterdim!"