Onu gördüğü an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha anlıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık kendisini dinlemiyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti. Ama adam bir şeyden çok emindi. Tüm hücrelerini kendisini terk edeceğini bilse bile, onu gördüğü anları dünyada hiçbir şeye değişmezdi. Bundan daha fazla dopamini vücudunda salgılatan başka bir fizyolojik fenomen bilmiyordu.
Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar. Yok, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür.
Beyin gerçekten çok garip organdı. Vücuttan gelen tüm ağrıları hissedebilmesine rağmen kendi ağrısını hissedemezdi. Çünkü beyin üzerinde ağrıyı algılayacak yapılar yoktu. Ama yine de beyinde batan cam kırıkları varmış gibi hissediyordu.
Bir Afrika kabilesinde şöyle bir söz vardır: “Köyü tarafından sevilmeyen çocuk, sonunda o sevgi sıcaklığını hissetmek için köyünü yakar.” Yani bugün dünyayı yakanlar, aslında zamanında ihtiyacı olan sevgiyi alamayan çocuklardır. Başka bir şey değil…