“Alec olmasaydı buradan giderdim.”
“Nereye giderdin?”
“Saklanırdım. Kasırganın geçmesini beklerdim. Ben bir kahraman değilim.”
“Burada kalmaya devam edecek kadar Alec’i seviyorsun. Bu da kahramanlık bence.”
“Bana bir şey getirdin mi?”
Alec eğilip Magnus’u dudaklarından öptü. “Sadece bunu,” dedi yumuşakça geri çekilirken ama Magnus onu bırakmadan gülümsedi.
“Eh madem beni uyandırdın,” dedi “o zaman uyandığıma değsin bari,” sonra Alec’i üzerine çekti.
“Kedime ne yaptın?” diye sordu Magnus elinde kahveyle oturma odasına girdiğinde. Başının etrafında da güneşin etrafında tur atan gezegenler gibi başka kahve kupaları uçuşuyordu. “Kanını emdin değil, değil mi? Aç olmadığını söylemiştin!”
Simon alınarak öfkeyle cevap verdi. “Kanını falan emmedim. O iyi!” Başkan’ın karnını dürttüğünde kedi esnedi. “Üstelik aç olup olmadığımı pizza siparişi verirken sordun ve ben de hayır dedim çünkü pizza yiyemiyorum. Nazik olmaya çalışmıştım.”
“Bu sana kedimi yeme hakkını vermez.”
“Kedin gayet iyi!” Simon almak üzere uzandığında kedi kızgın kızgın ayaklarının üzerine sıçrayarak masadan indi. “Gördün mü?”